Yazılarım

Yerli Sosyal Medya “Yaay” incelemesi

Merhaba okurlarım 🙂

Bu yazımda Türk Telekom’a ait ve son zamanlarda reklamlarda sıkça gördüğümüz Yaay uygulamasını inceleyeceğiz. Bu yeni bir sosyal ağ, dolayısı ile diğer sosyal ağlar ile kıyaslayarak, eksi ve artılarını konuşarak bunu yapacağız.

İlk soru : Yaay Nedir ?

Yaay, yerli ve basit bir mikroblog uygulaması. Mikroblog, literatürel olarak kendinizi kısa ve öz ifade edebileceğiniz yazılı içerikleri paylaşabildiğiniz ağlara deniyor. Bu türün yaratıcısı olan, en çok bilinen ve kullanılan platform ise Twitter.

Bunun yanında bir de makroblog uygulamaları var. Makroblog ise içimlendirilmiş ve istediğiniz uzunlukta yazılar paylaşabildiğiniz platformların genel adı. Yine Twitter’a ait olan “Medium” uygulaması buna bir örnek.

Konumuza dönecek olursak Yaay özünde Twitter benzeri kullanım biçimine sahip bir uygulama.

O zaman Yaay bir Twitter klonu (çakması) yani ?

Hayır. Kesinlik değil. Çünkü Yaay bir microblog uygulaması bahsettiğim gibi. Uygulamanın şu özelliklere sahip olması gerekiyor;

  • yazı,resim,kısa video paylaşabilme
  • başkasının paylaşımlarını paylaşabilme
  • takip/arkadaşlık vb. bir sistem ile kullanıcılar arasında çift yönlü olabilecek bir bağlantı kurabilme
  • özel mesaj gönderebilme
  • birisini engelleyebilme (AIHM kararı ve KVKK ile bu özelliğin kullanıcıya sağlanması bir hak olarak zorunludur)

Yani özetle siz bunları sağladığınızda eğer arkadaşlık sistemi kullanırsanız “Facebook çakması”, takip sistemi kullanırsanız da “Twitter çakması” oluyorsunuz. Eğer video ağırlıklı olursanız da “Youtube çakması” olursunuz. Resim ağırlıklı olursanız da “Instagram çakması” olursunuz. Bu mantık ile yeni bir sosyal ağ yaratabilmek için önce yeni bir duyu organı yaratmak gerekiyor ki ancak o duyuya hitap edecek paylaşımlara yer veren “ÖZGÜN” bir sosyal ağ inşa edebilelim.

Ama

Öte yandan bir “Yerli Ywitter” olarak anılmak da iyi bir şöhret değil. Pazarlama stratejilerinde marka etkisi olarak bilinen yaygın bir etki vardır. Örneğin çamaşır suyu alacağımız zaman “domestos var mı” diye sorarız. Çamaşır suyu demek aklımıza bile gelmez ama asıl istediğimiz çamaşır suyudur. Aslında marka bize çok fark etmez ama öyle bir yer edinmiştir bilinç altımızda. Ürünle öylesine bağdaşmıştır ki marka ismi, ürünün adı yerine kullanılabilir.

İşte maalesef Twitter ve Microblog konsepti arasında da böyle bir ilişki oluşmuş durumda. Bu nedenle Yaay’ a deneme yanılma ile yeni özellik ve fikirler düşünüp ekleyerek daha da özelleştirmek varken “yerli twitter” demek yangına körükle gitmek olabilir.

İnsanların ilgi alanlarına göre başlıkları seçebileceği, birbirlerini takip edebileceği ve paylaşım yapabileceği bir sosyal ağ “Yaay”. Evet, renkleri de Twitter’a fazla benzemiş ama bunun ilerde değiştirileceğini düşünüyorum. Tam da bu noktada, Yaay’a yöneltilen eleştirilere yönelik bir ufak paragraf yazmak istiyorum;

Ülkemizde “yerli” adı ile yapılan her şeyi küçümseyen, kendince kafa bulan saçma bir güruh var.

Kendilerine hodri meydan denildiğinde de kafa bulmaya, eleştirmeye devam ediyorlar. Ben Yaay’ın eksikliklerini ve beğendiğim yönlerini hem bir yazılım geliştirici olarak hem de gerek tecrübelerim, gerek Blogger’lık geçmişim ve gerekse aldığım eğitimler neticesinde toplum psikolojisini iyi analiz edebilen birisi olarak yazıyorum. Fakat fark ettiyseniz yazılım hakkında pek bir yorum yapmadım.

Çünkü gerek yok. Yaay’ın içinde bazı güvenlik açıkları, tasarımsal hatalar, Bug’ lar olabilir. Bunlar çok önemli şeyler değil. Bahsettiğimiz o saçma güruh yerli bir projenin teknik açığını yakaladığında altın bulmuş gibi sevinip hemen linçlemeye kalksalar da ben bu tarz şeylere pek takılmam. Yaay 1000 defa çökse bile ne olur ki ? 1001.defa daha iyi hazırlanır. Sanki dünya devi Twitter’ ın Whatsapp’ ın, Instagram’ ın çöktüğüne, barındırdığı açıklara hiç şahit olmadık mı ?

Bunlar basit şeyler ve bir sorun teşkil etmezler. Neticede sosyal medya uygulamaları bir insansız hava aracı projesi değildir. Hatalı olursa yere çakılmaz. Hatası giderilir, geliştirilir ve yoluna devam eder.

Peki Yaay’a ne gerek var ?

Mikroblog türünün milyarlarca kullanıcıya ulaşmış ve tanınmış bir temsilcisi varken, aynı türden yeni bir sosyal ağ yaratmaya ne gerek var ?

Demek istediğim; Yaay’ı henüz kullanmamış pek çok kişi Yaay ‘ın kimse tarafından umursanmayacağından, kullanılmayacağından endişeli. Girişimci dilinde “tutmayacağından” endişeli. Bu endişelerinin sebebi ise açık; Yaay ‘ın Twitter ‘dan çok da farklı bir kullanıcı deneyimi sunamayacaklarını düşünüyorlar.

Ama öyle değil. Türk Telekom’un “yerli sosyal medya” vizyonu ile geliştirdiği bu projede verdikleri demeçlerden anlıyoruz ki Yaay’ ın 4 ana vizyonu mevcut:

  1. Yerlilik : Yurt içindeki gündemin yurt dışından kontrol edilememesi, maddi gelirlerin yurt dışına değil de yerli kaynaklara akması, reklam ağlarında yerlileşme.
  2. Siber zorbalığa karşı durmak: Yaay’ın geliştirilme hedeflerinden biri de telefon numarası ile kayıt olma ve gerektiğinde kişisel bilgileri devlet ile paylaşma. Böylece olası bir siber zorbalık, hakaret, küfür, tehdit vb. durumlarda polisin saldırganı evinden alması son derece kolay olacak.
  3. Yenilikler: Kullanım kolaylığı ve platform esnekliği açısından yeni bir kaç özellik barındırıyor. Örneğin “Dislike” veya beğenmeme butonu buna bir örnek.
  4. Oyunlaştırma: Yaay’ın içerisinde diğer sosyal medyalardan farklı bir oyunlaştırma metodu üzerine çalışılmış. Paylaşımınız beğeni topladıkça veya takipçi kazandıkça “puan” da kazanıyorsunuz. Takipçi sayınız ve puanlarınız ile profilinizde özel “rozet” lere sahip olabiliyorsunuz. Böylece daha ön plana çıkabiliyor, kanaat önderi olabiliyorsunuz.

Yani diğer insanlar tarafından takip edildikçe daha bir “övünç kaynağı”na sahip oluyorsunuz. Tabii Yaay’ın mekanizması gereği bu rozetler de sizin paylaşımlarınızı ve fikirlerinizi diğer insanlara göre ön plana çıkarabiliyor. İşte bu noktada anlıyoruz ki;

Asıl felaket olan Yaay ‘ın kullanıcı profili.

Yaay bir mikroblog. Dolayısı ile Yaay üzerindeki kullanıcı profilinin psikolojik (ve toplum çapında ele alırsak sosyolojik) eğilimi hakkında tahminde bulunabilmek için ancak daha önce denenmiş ve sonuçları gözlemlenmiş bir başka mikroblog uygulamasının yorumlanması gerekir.

Yaay ‘ın kaderini tahmin edeceğiniz üzere Twitter ‘dan anlayabiliriz.

Bir dakikalığına odaklanıp Twitter’ı düşünelim;

Ümit ama 1.90
Murat ama i*ne

Cafer ama Aşiret Ağası

Hepimiz Twitter’a girdiğimizde bu tip saçma profil isimlerine sahip tuhaf insanları görmüyor muyuz ?

99 ülke 5 galaksi gezdim 1200 dil biliyorum, kafamın arkasında gözüm var, aynı anda farklı mekan ve zamanda bulunabiliyorum

Veya iyice egomanyak olmuş, sosyal medyadan yaşadığı tatmin hayatının tek endorfin kaynağı haline gelmiş, kendi hayal dünyasında yaşayan bu “fake” insanlardan siber zorbalık beklememek ne derece gerçekçi olabilir ?

Sizce de “normal” insanların sosyal medyaya açılabilmesi için önce bu sorunlu insanların rehabilitasyon görmesi gerekmiyor mu ?

1(bir) yaşındaki kardeşim yaptığı uzay aracı ile andromedaya gidip bana yıldız tozu getirmişşşş :)) nasıl kızayım ben şimdi buna

Veya yaptığı kurgulardan artık gerçeklik ile bağlantısı kopan,paranoid şizofreni tedavisi görmesi gereken bu kişilerin bulunduğu ortamda iletişimin ve gerçeklerin olduğu gibi aktarılması nasıl mümkün olabilir ?

Ortalığın fake (sahte) hesaplardan geçilmediği, insanların sırf inandırıcılık için sahte belgeler düzenleyerek kurgu hayatlar yaşadığı ve hatta kendisini dahi inandırdığı sorunlu bir sosyal ağ oluşmuş durumda.

Hayat amacı başkasını eleştirmek, laf sokmak, linç etmek ve nefretçilik olan bu sosyal medya bağımlısı insan topluluğundan ne gibi bir toplumsal sağlık beklentisi içinde olabiliriz ?

140 Journos’un “linç kültürü”‘nü benimsemiş Twitter kullanıcılarına dikkat çekmek için attığı manşet

Evet. Twitter maalesef siber zorbalığın, fikir faşizminin, linç kültürünün ana vatanı olmuş durumda. Fikirlerinizi özgürce ifade etmeniz için yaratılan bu sosyal medyada sadece fikirlerinizi ifade ettiğiniz için yüzlerce insan üzerinize çullanıp size sayfalarca küfür edebilir, profilinizi rezil edebilir, kapattırabilir, hatta ekran görüntünüzü alıp sizi sağda solda (kendi aklınca) teşhir veya rezil etmeye kalkabilir. Bu eğilime basitçe “nefretçilik” diyoruz.

Yaay’ a ne gerek var” sorusunu Yaay’ ın yapımcılarına sorduğumuzda “siber zorbalığa geçit vermeyeceğiz” diyorlar. Gerçekten de başarılırsa insanlığa hizmet edecek bir vizyon.

Yaay’ın Siber zorbalığa karşı HATALI stratejisi

Ahmet, Mehmet’e Yaay üzerinden küfür veya tehdit etti diyelim. Ve binlerce like aldı. Polis gidip Ahmet’i evinden alıp savcılığa mı götürecek hemen ? Twitter ‘da sadece Türkiye’de günde milyonlarca bu ve benzeri vakalar oluyor. Bu vakaların günde en fazla 10-20 tanesi diğer kullanıcılar tarafından dikkat çekiyor ve gündeme taşınıyor. Böylece emniyet tarafından fark edilip yaptırım uygulanıyor.

İnsanlar normalde sosyal medyada kendilerine siber zorbalık yapıldığında doğrudan hakkını aramaya başvurmuyor. Ya kendince karşılık vermeye çalışıyor ya da umursamamaya çalışıyor. Eğer zorbalığa maruz kalan ergen veya çocuklar ise bu işin sonu çok daha kötü bitebiliyor.

Sonuç kolluk kuvvetleri ile sosyal medyada düzeni sağlama fikri, en hafif tabiri ile idraksızlıktır. Ülkenin yarısı polis de olsa mümkün değildir. Kaldı ki bu kadar emniyet gücünün tek işi gücü sosyal medyada birbirine söven insanları yakalamak değildir.

Eğer insanların birbirine karşı siber zorbalık yapmasını istemiyorsanız bunu mantıksal reformlar ile yapabiliriniz.

Twitter’da sıklıkla linç, kurgu, ve nefretçilik ile alakalı paylaşımlar genelde sürekli gündemde olur. Twitter’a 10 dakikalığına bile girseniz birisini linçlemeyen, aşağılamayan, küfür etmeyen veya sahte-kurgu olmayan bir paylaşım görmeden çıkabilme ihtimaliniz çok düşüktür.

Tipik bir ortadoğu ülkesi olduğumuz için nefretçiliğin prim yapması ve tutması normal. Twitter algoritması da nefretçiliği prim getirdiği için servis ediyor.

Zira örneğin Twitter Japonya’ya baksanız orada da sürekli animeler felan gündeme oturuyordur muhtemelen. Evet, Japonya’da herkes anime izlemiyor ve hatta bıkanlar dahi var ama algoritma tarafından en çok etkileşim alabilecek şeyler servis ediliyor.

Türkiye’de linç, Japonya’da anime, ABD’de teknoloji ve benzeri…

Zaten iyice etkileşim bağımlısı olmuş, bir kaç like veya takipçi için birbirini gırtlaklayan, hunharca küfür eden, diş bileyen bir topluluğa “Like kazandıkça puan, takipçi kazandıkça rozet al, öne çık” mantığında bir oyunlaştırma sunarsanız, bu insanlar birbirini iyice gırtlaklamaya başlar.

Bir çok çocuk ve ergen siber zorbalığa maruz kalıp intahar ederken “Dislike” butonu koymanız da yangına körükle gidilmesini sağlar.

Yaay’ı kullanan bir kanaat önderi haline gelmiş (rozet ve puanları toplamış ve bunun için gereken her şeyi hırsla yapmış) birisi linç ve nefretçilik paylaşımı yaptığında topun ucundaki kişiyi mezara sokup sokup çıkarabilir. Kendisine yan bakana soğuk duş aldıracak bir hırboya dönüşebilir. Kendisinin işine geldiği gibi davranmayan insanları kitlesine hedef gösterip dislike bombardumanına maruz bırakabilir. Bu işler Twitter’da bile böyledir.

Yaay’da siber zorbalığı engellemek için ne yapılmalı ?

  • Puan ve rozet sistemi kaldırılmalı, alınan beğeni ve takipçi sayısına göre kimseye bir özellik bahşedilmemeli. Böylece insanlar bu saçmalık için birbirini gırtlaklamayı bırakmaya teşvik edilmeli
  • Dislike sistemi kaldırılmalı. Kimsenin düşünceleri bir çeşit linç unsuru olan dislike bombardımanına meze olmamalı.
  • Takip sistemi değil arkadaşlık sistemi olmalı. Bu sistem genç nesli tanımadığı kötü niyetli insanlardan koruyabilir.
  • Takip sistemi olmadığından takipçi sayısının yarattığı ego da ortadan kalkacaktır. Ayrıca paylaşımların beğeni sayısı yalnızca paylaşan kişi tarafından görüntülenebilmeli. Böylece kimse beğeni sayısını başkasına göstererek kanaat önderi gibi davranamamalı.
  • Kanaat önderliği tahtına son verilmeli. İstediği konuda ağzını açıp gözünü yumarak insanları manipüle edenler susturulmalı
  • Twitter ‘ın aksine çok ilgi çeken nefret, linç vb. unsurlar değil bilim, kültür ve sanat alanında yapılan paylaşımlar bir yapay zeka vb. analiz yöntemi ile ön plana çıkarılmalı. Paylaşımın değerini paylaşanın takipçi sayısı değil pozitif içeriği belirlemeli.

Bu maddeler uygulanır ve sosyal medyanın içinden prim çıkarsa geriye toplum sağlığını korumaya müsait bir sosyal ağ kalır.

Başka yazılarda görüşmek üzere

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir