Yazılarım

Enteresan Tarih : Türkler, Viyana, Kruvasan ve Davy Jones ilişkisi

Türkler 1529 ve 1683 yıllarında olmak üzere Avusturya’nın başkenti olan Viyana’yı ele geçirmek için iki defa kuşattılar. Bu kuşatmalardan ikisi de başarısız olsa bile bu olay başta cermen derebeylikleri olmak üzere tüm Avrupa’da kültürel ve siyasi bir şok dalgası yarattı.

Bu yazımda kuşatma ve kuşatmanın diğer siyasi sonuçlarına pek değinmeyeceğim. İlginç bir şekilde Türklerin , Kruvasan’ın, Viyana Kuşatması’nın ve Karayip Korsanlarındaki “ahtapot adam” olarak bilinen kötü karakter Davy Jones’un doğrudan bir bağlantısı var. Bu yazımda, bahsettiğim ilginç ilham bağlantısına değineceğiz.

Tabii ki

Her savaş bulunduğu coğrafyada kalıcı izler bırakır ancak Viyana kuşatmaları tüm Avrupalıların can ve baş ile Türklere karşı tek bilek olduğu (Anadolu Selçuklu’dan beri) ender savaşlardan olduğundan; tüm Hristiyan halkların birleşerek Kutsal İttifak‘ın oluşmasına sebebiyet verdiği için Avrupa kültürüne çok büyük bir tesiri olmuştur.

Bu iki kuşatma, net bir savaş olarak sayılmasa dahi o kadar büyük bir olaydır ki sonuçları tüm dünyada kartların yeniden dağıtılmasıyla, Avrupa’nın tek bir kalbe bağlanmasıyla, Osmanlı’nın gerileme dönemine girmesiyle ve binlerce infialin gerçekleşmesiyle ancak açıklanabilir.

Bu sonuçlar zincirleme olarak çok fazla olaya sebebiyet vermiştir. Öyle ki bu durum Viyana kuşatmasının ileride tarih uzmanları tarafından kültürel milenyumlardan biri olarak tanımlanmasına sebep olabilir.

(Osmanlı’nın Viyana kuşatmasını tasfir eden “Viyana Kapısındaki İslam” eseri)
Avrupa’nın Gözünden Viyana Kuşatması

Avrupa’nın gözünden Türk savaşlarını anlayabilmek için öncelikle Avrupa’nın betimlediği Türk algısını anlamamız gerekiyor. Bildiğiniz üzere 1071 (Türklerin anadoluya girişi) ile birlikte, Türkler durmaksızın batıya ilerliyor ve Avrupalı güçlerle çarpışıyor.

Son kuşatma olan 1683’ü baz alırsak 600 yıldır bizi yakından tanıyan Avrupalılar, Türkler hakkında kesin yargılara sahip olmuş gibiler.

Avrupalıların düşman algısı, Türklere göre biraz daha farklı.

Avrupalılar Türklerden farklı olarak düşmanlarından bir şeyler esinleniyorlar, ders çıkarıyorlar ve onlardan bir şeyler öğreniyorlar. Türkler ise çoğunlukla tüm avrupalıları frenk (latin-fransız kökenli) biliyor ve gavur (kâfir) olarak adlandırıyor.

Mesela Türkiye’de işgalci bir askerin heykeli olsa ne olurdu ?

Muhtemelen halk tarafından bir gecede param parça edilirdi.

Ancak Viyana sokaklarında (1.Viyana savaşı sırasında) surlardan tek başına içeri sızıp şehit olana kadar çarpışan ve Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye tarafından Kahraman Asker ünvanı verilen Yeniçeri Çerkez Dayı‘nın heykeli bulunmaktadır.

Ayrıca Çerkez Dayı, mertliği ve yürekliliği ile Kral Ferdinand’ın dahi dikkatini çekmiş olacak ki şehit olduğu eve defnettirilmiştir.

(TRT’nin Viyana belgeselinden bir görselde geçen Çerkez Dayı figürü)

Çünkü Avrupalılar düşmanlarını eserlerine yansıtmayı kendileri için bir gurur kaynağı olarak görmektedir. Zira nasıl güçlü düşmanlarla çarpıştıklarını ölümsüzleştirmek, onların kendi güçlerini de ölümsüzleştirmesi anlamına gelmektedir.

Yine kuşatma sırasında Kara Mustafa Paşa’nın çadırının bulunduğu yerde, bu hatırayı yaşatmak üzere elinde pala sallayan sarıklı bir Osmanlı süvarisi heykeli yaptırılmıştır.

(Kuşatma Komutanlarından Kara Mustafa Paşa’ya İthafen Avusturya Devletinin yaptırdığı heykel)

Fakat savaşın kültürde uyandırdığı bu yankı, her zaman düşmanlarını övecekleri anlamına gelmemektedir.

Sonuçta Viyana kuşatmasının kazananları onlar olduğundan, yaptıkları her eser onlar için bizim yenilgimizi de ölümsüzleştirmektedir. Ancak sanat eserlerine yansıyan bu kültürel reform çoğunlukla aşağılayıcı olmamıştır.

Fakat halkların kendi isteğiyle oluşturduğu kültürel faktörlerde çoğunlukla milli duygular ön planda olduğundan Türkler; Avusturya ve Orta Avrupa kültüründe oldukça kötü bir şöhrete sahiptir.

Avrupa’nın Gözünden Türk Ulusu

Elbette Türklerin savaşçılığı ve sert görünümü de Avrupalıların barbarlık kavramını tanımlaması için ilham kaynağı olmuştur. Viyana Kuşatması sırasında şehre saldıran Deli birlikleri (Tamamen Türklerden oluşan, en ön safhada saldıran iri yarı ve korkutucu savaşçı birliği) de savaşçı halk olmayan Viyanalılara korku salmış ve dönemin sanat eserlerine Türklerin konu olmasına sebep olmuştur.

TurkenKoph (Türk Başı) olarak bilinen figür, Viyana sokaklarında bazı evlerin kapısında, savaştan bir iz olarak kalmıştır.

Bu Türkbaşı figürü de avrupalıların gözünden Türk betimlemesini anlamak için oldukça açıklayıcıdır. Kısaca avrupalılar Türkleri kara kaşlı, kara gözlü, uzun saçlı sakallı ve iri yarı savaşçılar olarak biliyorlar.

Bu figür korkutuculuğu ve saldırgan duruşu sebebiyle Viyana’ya seyahat sebebiyle ziyarete giden Terry Rossio ‘ya ilham kaynağı olmuş, kendisinin de senaristliğini yaptığı filmlerden olan Karayip Korsanları serisindeki baş kötü karakterlerden olan Davy Jones karakterini TurkenKoph figüründen esinlenerek oluşturduğunu söylemiştir.

(Karayip Korsanları Siyah İncinin Laneti filmindeki baş kötü karakter Davy Jones, bilinen takma adıyla Uçan Hollandalı)

Elbette kelebek etkisiyle savaştan sanat figürlerine, oradan da Hollywood karakterine kadar uzanan bir ilham kaynağı mümkün.

Kuşatmanın İzleri …

Viyanalılar, Türklerin yenilmesiyle günlerce süren zafer kutlamaları yapmışlardır.Bu kutlamalara ek olarak Osmanlı askerlerinden kalan kılıçlar, tüfekler ve toplar eritilerek bir çan yapılmış, bu çan şehrin en büyük kilisesi olan Stefan Katedrali‘ne asılmış ve adına da Türk Çanı adı verilmiştir.

(Solda Türk Çanı ve sağda ezilen yeniçeri figürü)

Ayrıca Stefan Katedrali’nin dışında kuzey duvarında bulunan Capistrankanzel adı verilen heykelde,  Türklerin gazabı hakkında vaazlar veren Johannes von Capistrano’nun ayakları altında ezilen bir yeniçeri figürü tasfir edilmiştir.

Tüm şehirde pasta şöleni eşliğinde yapılan bu kutlamalarda viyana fırıncıları, Osmanlı İmparatorluğuyla dalga geçmek amacıyla hilal şeklinde çörekler yapmıştır. Bu çöreklere almanca hilal anlamına gelen Kipferl adı verilmiş ve Viyana kahvesi ile beraber yenmesi günümüze kadar devam eden bir gelenek haline gelmiştir.

Kuşatmadan bir süre sonra yani 1770’den hemen sonra  Avusturya İmparatoriçesi Marie Theresa’nın kızı Marie Antoinette, Fransız Veliahtı Louis August ile evlendi ve Paris’e taşındı.

Böylece adı Kipferl olan hilal çöreği, Avusturyalı Prenses tarafından Fransız halkına tanıtıldı ve Pariste yoğun ilgi gördü. Fakat Fransızlar, bu çöreğin adını Türklerin Kutsal İttifak’a yenilgisinden almasından dolayı isim değişikliği yaparak Mukaddes Haç anlamına gelen Croissant (Kruvasan) adını vermiştir.

(Kruvasan Çöreği)

Zaten yazının kapak fotoğrafında belirtildiği üzere Kruvasan ile birlikte “Biz Hilali Yedik” Fransız deyiminin geldiği köken de budur. (Fotoğraf, Viyana Kuşatmasının yıl dönümünde çıkartılan bir Fransız karikatür dergisinin kapağıdır.)

Yıllarca yenilgi yüzü görmeden savaşan Türk milleti, tek bir yenilgisinde bile tüm Avrupaya ilham olmayı başarmıştır. Öyle ki Fransa’nın milli yiyecekleri saydığı Kruvasan dahi, Türkler dolayısıyla var olmuştur.

 

 

 

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir