Yazılarım

Türkiye’de Girişimcilik – 1 : Sorunlar

Girişimcilik dediğimiz kavramın aslında sınırları yok.  Nakliye gemisindeki mukavemet yaylarından birinin yerinden fırlayıp güverteye düşmesinden esinlenen bir denizcinin aşağıda resmini görebileceğiniz

“Stres Yayı” nı üretip milyonlarca dolarlık pazar payı yaratmasından tutun da Kocaeli Üniversitesi’nde girişimcilik yarışmalarının peşinde koşup mobil uygulama geliştiren öğrencilere kadar geniş bir kitle & fikir havuzunu da içinde barındırır.

Girişimcilik aslında tam manasıyla teknoloji, sağlık, eğitim vb. herhangi bir sektördeki belirli bir soruna çözüm getirmek ve bu çözümü pazarlayarak gelir elde etmektir.

 

Girişimcilik, gelişmekte olan bir çok ülkenin ekonomisini ayakta tutar. Ayrıca gelişmiş ülkelerin -ABD’nin teknoloji bazlı ekonomisinin çoğunluğunu oluşturacak kadar- güçlü bir ekonomik modelini de beraberinde getirir. Bu kadar etkili olmasına rağmen aslında son derece berrak ve basit bir iş modelidir.

Ancak tüm diğer pozitif batı icatları gibi bu kavram da ülkemize girdiği anda yozlaşıyor. Bazı şeyler yanlış anlaşılıyor, bazı kişiler süreçlere barikat oluyor, sonuç olarak yine kendimizi başladığımız yerde sayıyor olarak buluyoruz.

Dolayısıyla bir girişimcinin ne yapması gerektiğinden çok ne yapmaması önemli olduğu için bu yazımda hem bir üniversite öğrencisi hem de bir teknoloji girişimcisinin gözünden Türkiye’nin girişimcilik sorunlarını inceleyeceğiz.

1- Üniversiteye hoşgeldin, Asteroit kuşağını görmek ister misin ?

Diyelim ki teknolojinin herhangi bir alanında üniversite öncesinden kalma yetkinliğiniz var (yazılım, elektronik, mekatronik vb.) Lise hayatınız boyunca sürekli bir şeyler deneme çabası içine girdiniz fakat gerek eğitim sistemi gerek aileniz müsade etmedi ve size “böyle şeyler için üniversiteyi bekle. Orası fırsatlar kapısı” dedi.

Siz de bu tavsiyeye uydunuz, iyi kötü bir üniversiteyi kazandınız ve geldiniz.

İşte girişimci adayı öğrencilerin, düşük ya da orta düzey bir üniversitede eğitim hayatına başlamış ve kafasındaki

girişimci olmak istiyorum ama yatırım nerden bulurum ?

Nereden başlamalıyım ?

Kimden destek almalıyım ?

gibi masum sorulara yanıt ararken bir anda kendine muhattap olarak bulduğu üniversite dışı tüccarlara biz “Astreoid kuşağı” diyoruz.

Astreoid kuşağı diyoruz çünkü bu insanların üniversite ile uzaktan yakından alakası yok. Fakat tıpkı solar sistemin etrafında dönen astreoidler gibi üniversitenin çevresinde anlamsızca dönüp duruyorlar. Ne hikmetse üniversitede girişimcilik üzerine yapılan her etkinlikte başı çekiyorlar; mentör, yatırımcı, melek yatırımcı vb. pozisyonlarda mutlaka bir yer ediniyorlar. Henüz gözü açılmamış girişimci adaylarını da bir takım vaadlerle kandırıp sömürmeye başlıyorlar.

Bu sömürgeleştirme bazen sizi bir şeylere ihtiyacınız olduğu yönünde manipüle edip sonra da ürün satmak olabilir. Bazen bir eğitim kuru & kursu satmak ya da size ücretsiz bir şeyler vererek sırtınızdan reklam yapmak da olabilir. Her halükarda aranızda kazan-kazan ilişkisi değil kazan-kullan ilişkisi olacaktır.

Bu durumda bütçesi, zamanı ve motivasyonu kısıtlı olan girişim kıvılcımının başlamadan sönmemesi için astreoid kuşağından kati suretle uzak durması gerekir.

Beraber çalışacağım kişinin astreoid kuşağından olup olmadığını nasıl anlarım ?
  1. Eğer iyi ve prestijli (ya da paralı) bir üniversitede okuyorsanız astreoid kuşağına takılma ihtimalinizin son derece düşük olduğunu söyleyebilirim. Zira prestijli bir üniversitede gerçek yatırımcılar ve mentörler olacağından, astreoid kuşağına barınma şansı tanınmayacaktır. Eğer paralı bir üniversitede okuyorsanız da yatırımcılardan çok yüksek bütçe beklenecektir. Ancak astreoid kuşağının öğrenciyi sömürmeye muhtaç olmasından da anlaşılabileceği üzere pek bir parası yoktur. Bu nedenle paralı üniversitelerde de astreoid kuşağına rastlama ihtimaliniz son derece düşüktür.
  2. Kocaeli Üniversitesi gibi prestijsiz üniversitelerde (tutunma şansları daha yüksek olduğundan) iş fikrini paylaştığınız fazla hevesli görünen ve yatırımcı olabileceğini söyleyen birinin astreoid kuşağından olma ihtimali çok yüksektir.
  3. Fakat bu yatırımcı (!) profili, sıra maddi konulara geldiği zaman çoğunlukla konuyu değiştirmeye çalışacaktır. Tabii her zaman böyle olmayabilir. Ancak siz, maddi talebiniz elinize geçmeden fazla inanmayın.
  4. Yatırımcı olduğundan bahseden birinin astreoid kuşağından olup olmadığını anlamanın en keskin yolu daha önce yatırım yaptığı projeleri ve eğer var ise melek yatırımcı lisansını istemek olacaktır. Eğer sözü değiştirip çok parası olduğundan, size milyon dolarlar verebileceğinden bahsederse karşınızda kanlı canlı bir astreoid var demektir !
  5. Astreoid kuşağının etrafında -Ünlü Blogger & Yazar Mark Manson’un deyimiyle- Jimmy tipleri sıkça dolanır. Bu betimlemeyi bizzat yapmak yerine Mark Manson’un Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı eserinden alıntılıyorum.

 

 

Herkesin çevresinde jimmy profiline uyan bir arkadaşı mutlaka vardır. Bir iş başarmaktan yoksun olan Jimmy ve kullanacak maşa arayan astreoid kuşağı tüccarları arasında mutualist bir ilişki söz konusu olacaktır.

Astreoid kuşağı Jimmy’lerin sırtından para kazanmakta, üniversiteye bağlanma kapısı olarak kullanmakta ve reklamını da ücretsiz yaptırmaktadır. Karşılığında da onlarla toplantı alarak, sürekli pohpohlayarak Jimmy lerin kendisini değerli hissetmesini sağlayıp bir şeyler yaptıklarını düşündürerek duygusal tatmine ulaşmalarında yardımcı olurlar .

2- Girişimcilik, Sosyal Sorumluluk Projesi Değildir
  • Engellilerin hayat standartlarının arttırılması için çalışılmalar yürütülmeli, doğru
  • Küresel ısınma ve doğal yaşam alanlarının korunması konusunda çalışmalar yürütülmeli, doğru
  • Bağımlılık ile mücadele konusunda çalışmalar yürütülmeli, doğru
  • Kadın cinayetleri, aile ve sosyal toplumun ıslahı konusunda çalışılmalar yürütülmeli, doğru

Yukarıda gördüğünüz konu başlıklarının birer sosyal sorumluluk projesi konusu olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunlar yakın zaman önce (benim de takipçisi olduğum) bir Start-Up destekleme yarışmasında finale kalan projelerin konuları.

Girişimci, iyilik meleği değildir. Keza -melek yatırımcı olsa bile- yatırımcı da iyilik meleği değildir. Zaten paranın olduğu bir yerde melekten bahsetmek de pek gerçekçi olmayacaktır.

Maalesef insanımız iş kurma konusunda hiçbir şey anlamamış durumda. Teknoloji bazlı projelerin Türkiye’de – tıpkı ABD’deki gibi- ses getirip çok büyük pazar oluşturabileceğine hala şüpheli yaklaşılıyor.

Bu nedenle de çoğu yatırımcı, yatırım yapacağı teknoloji bazlı projeyi seçerken olaya ” Hangi proje ile daha iyi duyar kasarım da devletin dikkatini çeker sonra da parasını cebe indiririm” perspektifinden bakıyor.

Sonuç olarak yatırımcının tercihlerine göre girişimciler de eğilim gösteriyor. Böylece sadece devlet desteğini hiç edip batmaya dayalı, pazar payına sahip olmayıp yalnızca hayal satan start-uplar doğuyor.

Bu sorunu çözmek için herkesin kendine itiraf etmesi gereken nokta şudur;

LSD, alkol ya da sigara üreten bir fabrika açılsa dahi bu bir girişimdir. Girişimcilikte amaç her zaman bir gelir modeli oluşturmaktır. Daha sonra gerekli analizler yapılır ve gerek görülürse hem PR faaliyeti hem de insanlığa fayda açısından sosyal sorumluluk projeleri yürütülebilir ancak amaç hiçbir zaman iyilik kelebeği olup hayal satmak olmamalıdır.

2.5- Girişimcilik,  Yalnızca Mobil Uygulama Geliştiriciliği Değildir

2. Başlığa bir de ekleme yapmak istiyorum. Girişimcilik, mobil uygulama geliştiriciliğinden ibaret değildir. Aynı şekilde Türkiye’ deki start-up pazarı gözden geçirildiğinde 1.Sırada sosyal sorumluluk projeleri yer alırken 2.sırada mobil uygulama ve 3.sırada da ayın anda hem sosyal sorumluluk projesi hem de mobil uygulama yer almaktadır.

Yalnızca mobil uygulama geliştirerek milyonlarca dolarlık bir pazar payı oluşturmak çok zorlama ve nadir bir başarıdır. Amerikan Rüyası benzeri bir algı ile “ABD, Silikon Vadisi’nde 10 yaşında bir çocuk mobil uygulama geliştirmiş, milyoner olmuş” vizyonu ile “Zamanında 5 lira iken  1000 tane bitcoin alsaydık şimdi milyonerdik” vizyonu aynı temele dayanmaktadır.

Bu bahsedilen mobil uygulama başarısı imkansız değildir ancak çok zor, nadir ve emek gerektiren bir süreç sonucu ancak gerçekleşebilir. Bunun Türkiye’deki örneği olarak Yemek Sepeti ve N. A. verilebilir.

Yemek Sepeti, 589 milyon dolara Delivery Hero Inc’a 2015’de satıldı. Ancak bu satış gerçekleşene kadar 2000 yılında 4 kişiyle kurdukları şirketi tam 15 yıl boyunca sırtlarında taşıdılar. Ancak yoğun bir azim ve emek karşılığında mobil uygulama / internet ortamında yüksek pazar payı elde etmek mümkündür ki bu çoğunlukla sanayi tipi girişimlerden bile daha zordur.

3-  Biz de yaparız (!)

Bu durum, Türkiye gibi kurumsal şirketlerin çirkefi oynadığı ülkelerde özellikle ön plana çıkıyor.

Şöyle ki; kurumsal şirketlerin vizyonsuz üst düzey yetkilileri, henüz ayağa kalkma aşamasına olan girişimcilerin iş fikirlerini (sırf kurumsal yapıda oldukları için) daha iyi yürütebileceklerini ve kârlılık oranı daha yüksek sonuçlar elde edebileceklerine inandıkları için çalmaya kalkışıyor. Ancak tabii ki start-up iş fikrini icra edemiyorlar. Yaptıkları yatırım boşa gidiyor ve projeyi rafa kaldırıyorlar.

Sanat hiç var olmadıktan sonra, Sanatçının kim olduğunun ne anlamı var ?

Sonuçta onlar devasa ciroya sahip kurumsal şirketler, kaybettikleri yatırım ise şirketin sürekliliğini tehlikeye atmayacak kadar düşük miktarda. Ancak Türkiye de bu işten zarar almadan çıkıyor diyemeyiz.

Çünkü burada iş fikri çalınan ve kurumsal şirket tarafından -alenen- şarampole yuvarlanan girişimciler çoğunlukla (Baş edemeyeceklerini düşündüklerinden) iş fikirlerinden vaz geçiyorlar.

Sonuçta bu iş fikri ne girişimciler ne de kurumsal şirketler tarafından hayata geçirilememiş ve Türkiye bir pazarı daha kaybetmiş oluyor.

4- 0 Risk Arayışı

Döviz kurlarının ve dolayısıyla da faiz oranlarının yüksek olduğu ülkelerde yatırımcı iş kurmanın taşıdığı riskleri göz önünde bulundurarak daha az ama stabil kâr marjı sağlayabileceği kredi fonlarını, borsa oynamayı ya da döviz ticaretini tercih ediyor.

Bu duruma ek olarak kararsız politikadan ötürü yabancı yatırımcının da Türkiye pazarına girememesi sonucunda girişimciler, iş fikirlerini gelir model oluşturana kadar finanse edecek yatırımı bulamıyorlar. Bu da bir çok girişimin aslında başlamadan bitmesine sebep oluyor.

Elbette her girişim yalnızca gelir modeli oluşturana kadar ayakta kalmayı amaçlamıyor. Doğrudan üretim ve satış yaparak gelir elde etmeyi amaçlayan girişimler de mevcut. Ancak bunlar da maddi yetersizliklerden dolayı yabancı firmalarla mücadele edemediğinden ihracatta başarısız oluyorlar ve ülke içi pazara yöneliyorlar. Kurumsal şirketlerin hiçbir şey satın almaması sebebiyle de (bkz: Madde 3) tek pazar kobiler oluyor. Ancak çalkalanan bu ekonomik süreçte kobiler de satın almaya pek yanaşmayınca girişimler iflas bayrağını çekmeye başlıyor.

Her koşul altında buna çözüm olarak devletin bizzat girişimcilere yatırım sağladığını ya da yatırımları fonlandırdığını söylemek güç olmaz. Ancak bu sefer de insan kaynaklı olan 5.Problem ortaya çıkıyor;

Ancak bu da başka bir yazının konusu olsun.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir