Tarihi Değiştiren Savaşlar ve Silahlar

Geçmişte öyle savaşlar vardır ki, tarihin dönüm noktasıdır. Bu savaşlar genellikle azınlığın çoğunluğa üstünlük sağlamasıyla herkesi şaşırtmış ve dünyanın dönüş yönünü değiştirmiştir. Dünya tarihine baktığımızda bu kapsamdaki savaşların, tüm savaşların %1 inden daha azını oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Ama bu savaşların tümünde dikkat edilmesi gereken ortak nokta şudur: çoğunlukla ekonomik bir sebepten kaynaklanmışlardır ve kazanılması da çok büyük bir olasılıkla tarafların birinin diğerine teknolojik üstünlük sağlamasıyla olmuştur.

William Weir’ in Savaşları Değiştiren 50 Silah eseri her ne kadar taştan ve mızraktan başlayarak kıtalar arası balistik füzelere kadar uzanan geniş bir yelpazede tüm silahları incelese de ben bu yazımda insanlık tarihindeki tekno-askeri mücadelelerin temelini teşkil ettiğini düşündüğüm üç ana unsurdan ve geleceğe etkilerinden örnekleriyle beraber kısaca bahsedeceğim.

Ekonomik Savaşlar

 

(İngiltere ve sömürge devletlerinin bayrağı)

 

Ortaçağ yıllarında kralların topraklarını genişletme amacıyla diğer monarşi ülkelerinin topraklarını fethetmesi odaklı savaşlar çok popülerdi. Henüz sanayileşme ve sömürgeleşme olmadığı için toprak fethetmek, her şey demekti.

Sanayileşme, şirketleşme ve sömürge yarışının başlamasıyla avrupa ülkeleri topraktan ve üstündekilerden çok toprağın altındakilerle ilgilenmeye başladılar. Artık en geniş toprak ve sınırlara sahip olan ülke değil, refah düzeyi ve geliri en yüksek olan ülkeler öne çıkıyordu.

Çünkü refah düzeyi ve gelir demek aynı zamanda teknoloji demekti. Teknoloji ise daha iyi zırhlar, silahlar ve savaş makinaları demekti. Toprakları küçük olduğundan dolayı nüfusu daha az  ama gelir düzeyi yüksek olan bir ülke, daha iyi eğitimli askerlere ve daha iyi teknolojiye sahip olduğundan daha yüksek nüfuslu ama düşük gelir seviyeli ülkelere askeriye dahil her alanda üstün gelebiliyordu.

Sömürgeleşme, sanayileşme ve silahlanma yarışında özellikle Fransa ve İngiltere, sık sık burun buruna geliyor, İngilizler bir sömürgeyi müdafaa etmek için yerlilerinden bile daha fazla efor sarfediyordu. Tabii zaman zaman da sömürgeler bağımsızlığı için mücadele veriyordu.

Tüm bu kargaşanın ortasında, ülkelerin sömürgelerden zenginlikleri oluk oluk çekmesini sağlayan şirketler de artık ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başlamıştı. Bir afrika toprağı üzerindeki madem rezervinden iyi kâr elde edebileceğini düşünen şirket sahipleri Kraliçeye gidiyor, Kraliçe de uygun görürse Kraliyet Donanmasını, orayı sömürgeleştirmek üzere gönderiyordu.

Sömürgeleşme sonucu daha fazla ekonomiye ve dolayısıyla da  fazla teknolojiye sahip oluyorlardı. Böylece göğüs göğüse çarpışmadan ziyade ezici üstünlük sağlayan teknolojik silahların avantajlarını farkeden sömürgeci devletler, sömürgecilikte sınırları zorlayacaktı.

Yakın Tarihin Dönüm Noktası : Waterloo Savaşı
(Savaşın İngiliz bir ressam tarafından yapılan tablosu)

 

1813-1815 Napolyon savaşları da , Fransa’nın İngiltere’ye ait sömürgeleri tehdit etmesi üzerine çıkan savaşlardan biriydi. Tabii ki de savaş, şirketlerin Kraliçe’ye dayatması sonucu çıkmıştı.

İngilteredeki en büyük şirketlerden birinin sahibi olan  Nathan Mayer Rothschild, Kraliçeye savaşa girmesi halinde tüm savaş masraflarını karşılayacak kadar ileri gitmişti. Beklenen oldu ve Fransız-İngiliz savaşı patlak verdi.

Belçika topraklarında yapılan Waterloo savaşı, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Bu savaş hem dünyanın devletlerden bile daha güçlü olan şirketlerini yaratacak hem de meşhur darbeci imparator Napolyon’ u tahtından edecekti.

İngiliz Kraliyet Donanması, Rothschild’lerin silah üretim holdingi olan Chambers  şirketinden külliyetli miktarda yedi namlulu ve her bir namlusu 32 atışlık barut ve çekirdek ile doldurulabilen yaylım tüfekleri satın aldı. Silâhın bütün namluları ateşlendiğinde 224 el atış yapılıyordu.

Bu silah, yivsiz tüfekler ve atlı süvari birliklerle savaşa katılan Fransıların çok ciddi bir yenilgi almasını sağladı. Napoleon tahtını yitirdi ve sürgün edildi. Tarihi asıl değiştiren şey, Fransanın veya Napoleon’un aldığı yenildi değil, İngilizlerin aldığı yenilgiydi.

Çünkü Waterloo savaşı bittiğinde bölgedeki Rotchild şirket içi iletişim ağı,  haberi Londraya götürecek olan kraliyet ordusu elçisinden tam 1 gün önce savaşın kazanıldığı haberini Nathan Mayer Rothschild’e verecekti. Rotchild basını da kasıtlı olarak savaşın kaybedildiği ve Fransızların Londra’ya doğru yola çıktığı haberini tüm İngiltere’ de yayacaktı. Amaçları herkesin ingilteredeki şirket hisselerini satıp bir an önce kaçmaya çalışmasıydı. İstedikleri gibi de oldu. Böylece İngiliz şirketlerinin değeri bir kaç saat içinde yüzde %12000 düştü. Rotchildler ,tüm bu şirketlerin hisse senetlerini neredeyse bedavaya topladılar.

İngiliz Kraliyet Elçisi, Londra’ya gelip savaşın kazanıldığı haberini verdiğinde İngiliz şirketlerinin hisseleri bu defa aşırı değer kazandı. İngiliz zenginleri tüm mal varlığını neredeyse yok fiyatına satmıştı bile. Mevcut durumda Rotchildler İngiltereyi satın almıştı.Hatta Kraliçe bile Rotchildlere borçlanmıştı Bundan sonra İngiltere, iç ve dış siyasetinde bağımsızlığı yitirmiş ve Rotchild güdümüne girmek zorunda kalmıştı. Bunun İngiltereye zararlarını hayal etmekte zorlanıyorsanız şöyle bir örnek verebiliriz ; İngilizlerin kaybettiği bağımsızlıklardan biri de kendi paralarını basma yetkisiydi. İngiliz parasını basan banka, Waterloo krizi yüzünden yok fiyatına Rotchildlere satılmıştı.

Kanatlı Zafer

Orville ve Wilbur Wright

Kardeşler, havalanan ve inebilen ilk uçak modelini 1903’te ürettiler. Kanatlanmak ve mavi göklerde özgürce süzülmek. Kimin dikkatini çekmezdi ki ? Göklerde üstünlük kurmak her ordunun hayaliydi. İlk uçuş sadece 12 saniye sürse de hızla motorlar güçlendirildi, aerodinamik araştırmaları sayesinde bu süre arttırıldı.Hatta uçağı havalandırmak için pek çok araba motorunu deneyen Wright kardeşler, defalarca başarısız olacak ve bunun üzerine güç/ağırlık oranı yüksek ilk motoru üreteceklerdi. Ancak hala uçaklar kendini ve içindeki pilotu zor taşmaktaydı. Bu nedenle ilk uçaklarda herhangi bir silah-bomba bulunmamaktaydı. Pilotlar, düşman garnizonunu gözlem amacıyla havalanıp geri dönmekteydi.

Tabii ki, top atışlarından hızlı olan uçakları vurmanın da bir yolu yoktu. Aslında bir yol vardı. Düşman da bir pilot havalandırıyor ve yanlarındaki tabanca ile birbirlerini vurmaya çalışıyorlardı. Cidden akıl kârı bir iş değildi ve birbirlerini vurmalarından ziyade kontrol altına alınamayacak denge- irtifa kaybı yüzünden uçak düşmesi sebebiyle ölüyorlardı.

Uçakların havada birbiriyle mücadele edebilmesi için ilk hamle Amerikalı bilim insanlarından geldi. Uçaklara bir makinalı tüfek yerleştireceklerdi fakat bu makinalı tüfeğin nereye konulacağı bir sorundu. Bir çok deneme yanılma sonrasında, it dalaşında en fazla pilotun önündeyken kullanımının uygun olacağı düşünüldü. Makinalı tüfek pervanenin gerisindeydi ve parçalamaması için bir mekanizma geliştirildi

Bu mekanizmayla pervane bir turunu tamamladığında makinalı tüfek 2 el ateş ediyor ve ardınan yeni tura kadar kitleniyordu. Pervanenin dakikadaki dönüş hızını hayal ettiğinizde kesinti hissedilmiyordu bile. Ancak uçağın kendi makinalı tüfek atışından pervanesini parçalamamasını sağlıyordu.

Ardından çeşitli Araştırma-Geliştirme çalışmaları ile uçakların daha fazla ağırlık taşıması sağlandı. Böylece bombardıman için de kullanılmaya başlandı. Uçaklar her ne kadar zaferin kanatları olsa da, havada tek başına yeterli değildi.

Uçaklar kalkmak için çok fazla alana ihtiyaç duyar, sabit duramaz ve bu yüzden de kolay kolay nişan alamazdı. Asker indirme ve çıkartma yapmak için paraşüt birlikleri olsa da, yine de paraşütle inen birlikler havada avlanılmaya açık olduğu için iyi bir çıkarma aracı da sayılmazdı.

Tüm bu olumsuzlukları aşan helikopter

Modern anlamda ilk olarak Rus asıllı Igor Skorsky tarafından icat edildi. ABD’ ye göç eden ve şirket kuran Igor SKORSKY, halen soyadını taşıyan şirket ile dünyanın en güçlü savaş helikopterlerini üretmektedir.

Igor Skorsky, İcadıyla beraber

Helikopter, personel indirmek için dikey olarak -bir çıkartma gemisi titizliğiyle- inebilir ve indiği gibi kalkabilir. Bu işlemleri paraşüt ya da merdiven sarkıtarak da yapabilir. Ayrıca havada sabit durma özelliği sayesinde BlitzKrieg harekatlarında da Tank  yada piyade imha edici olarak da görev yapabilmektedir.

 

Bu arada, 2.Dünya savaşında Wright kardeşlerin prototipini geliştirip daha güçlü bir motorla uçak üreten Bavyera Motor Fabrikası, 2.Dünya savaşından sonra işgal güçlerince dağıtılacak ve uçak üretmesi yasaklandığı için, elindeki uçak motorlarını arabalar için uyumlu hale gelecek biçimde yeniden tasarlayarak Bu günkü BMW firmasını oluşturacaktı (Bayerische Motoren Werke)

2.Dünya Savaşında BMW üretimi uçak

Komando !

Savaş tarihinin en büyük bölümü, açık ara farkla Yay-Kılıç çağından oluşmaktaydı. Teorik olarak bu çağın M.Ö 209 yılında Metahan’ ın onluk sistemi icadı ile başladığınını söyleyebiliriz. Bu sistemde her 10 kişiden oluşan takıma bir komutan, her 10 takımdan oluşan daha büyük bir bölüğe de bir komutan ve 10 un diğer katları olarak giden bir komuta zinciriyle büyük ordular hiyerarşik olarak bir kontrol mekanizmasına sahip olmuştu. Bir bölük okçu birliği iken bir bölük süvari, bir diğeri piyade olabilmekte ve senkronize biçimde kontrol edilmelerini sağlamaktaydı.

Bu, topyekün yapılan bilinçsiz hücumlara karşı bitirici bir komuta sistemiydi. Tüm hışmıyla gelen düşman üzerinde arazi şartları ve ordu mevcudiyeti göz önünde bulundurularak zekice taktiklerin uygulanmasını mümkün kılıyordu. Böylece de düzenli ordular, kendinden kat kat daha kalabalık olan dağınık orduların hakkından gelebiliyordu.

Ordunun kullandığı silah ne olursa olsun komutanlar gözünde her asker eşitti. Çünkü bir askeri diğerinden ayıran pek bir faktör de yoktu, belki cesaret denilebilirdi ama o da öldükten sonra para etmeyecekti.

Bu algı, İngiliz Kraliyet Kara Kuvetleri’nin Güney Afrika’da sömürgeleştirmek için Afrikaanerler üzerine yaptığı bir harekâtla değişime yüz tuttu. Çünkü Afrikaanerlerin kültürüne göre kabilenin erkekleri, erkek sayılmak için fiziksel ve analitik olarak ciddi bir eğitim ve testten geçiriliyordu. Bu eğitimi geçenlere “Commando” (Erkek Adam) lakabı veriliyordu. İngilizlerin ateşli silahlarına karşı elinde ilkel silahlar olmasına rağmen Afrikaner Commandoları, İngiliz ordusunu çok ağır bozguna uğratmıştı.

Çünkü İngilizler, (Tıpkı hafızalardaki Amerikan-İngiliz bağımsızlık savaşındaki gibi) sıra sıra dizilip ateş açıyor. Ateş açan sıra silah doldurmak için eğildiğinde arkasındaki sıra ateş ediyor  ve iki sıra dümdüz bir yaylım ateşi açıyordu.

(Bir İngiliz Kraliyet Yaylım Ateşi Falanksı)

Oysa Afrika Komandoları, araziyi çok iyi kullanıyor, atik ve çevik davranıyordu. Bire bir fiziksel yakın dövüşte kesinlikle kazanıyorlardı. İngilizlerden çok az bir kısmı, barbarians ! diyerek bağırarak kaçabildi ve hayatını kurtardı.

İroniktir ki paranın, refahın, teknolojinin hatta uçak ve füzelerin gücünün keşfinden sonra bile insan, silah olarak öne çıkmayı başarmıştı. Fiziksel olmasa da zihinsel olarak sınırları bilinmeyen insan, her zaman evrendeki en büyük silah olmaya devam edecekti.

Türk Komandosu

 

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir