Shakespeare’den Bir Tiyatro Eseri ve İncelemesi : Kral Lear

Yazıma başlarken, bu eserin yaratıcısı olan William Shakespeare‘den biraz bahsetmek istiyorum. İngiliz dilinin babası ve ulusal şairi olarak bilinen Shakespeare, 1564 doğumlu şair, oyun yazarı ve oyuncudur.

Britanyalıların konuştuğu cermenik ve ilkel Anglo-Sakson diline 3000’den fazla kelime kazandırarak (ve hatta gramer yapısına müdahil olarak) dünyanın en gelişmiş kelime hazinesine sahip dillerinden birisi olmasını sağlamıştır.

Üstelik Britanyalılar tarafından o kadar benimsenmiş ve saygı görmüştür ki, bu kelimeleri adeta yoktan var ederek eserlerinde kullanması, bir halkın diline yön vermiştir.

Eserlerinin büyük bir bölümünü 1589- 1613 yılları arasında ürettiği tahmin edilen Shakespeare, bu yazıda ele alacağımız eseri olan Kral Lear‘ı da bu dönemde kaleme almıştır.

Tüm Hikaye

 

Giriş

(İncil / Matta 15- 4) :

 Zira  O (Tanrı) dedi ki: “Babana ve annene hürmet et.” ve “Babasına yahut annesine kötülük eden mutlaka cezasını bulacak.”

İngiltere’nin büyük ve şanlı kralı Kral Lear , artan ağrılarından ve yaşlılığından yakınarak kendi rızası ile ülke yönetiminden vaz geçmek ister. Krallığını üç kızı arasında paylaşma düşüncesindedir ve böylece rahatça inzivaya çekilebilecektir. Bir gün sarayında kızlarını, Burgunya Dükü ve Fransa Kralı’nı toplar.

Kral Lear ‘ın büyük ve ortanca kızı zaten iki ayrı dük ile evlidir. En küçük kızı ise Fransa Kralı veya Burgunya Dükünü eşi olarak seçecektir.

Kral Lear , inzivaya çekilme ve yaşlılığında kendisine zaman ayırma fikirlerini çocuklarına açar.

Tüm taht ve Krallık haklarından vaz geçeceğini fakat yalnızca üç şey istediğini söyler. Birincisi Kral olmanın şerefli ünvanını hala adında taşımak . İkincisi kendisinin silah arkadaşları olan 100 atlı şövalyesinin masraflarının kızları tarafından karşılanması ve son olarak da şövalyeleriyle birlikte kendisinin sırayla her ay bir kızının sarayında misafir edilmesidir.

(Kral Lear’ın kızları, Soldan sağa Regan, Goneril and Cordelia)

Büyük ve ortanca kızı olan Regan ve Goneril, süslü edebi sözlerle babasının suyuna giderek onun mirasını sömürmek isterken en küçük kızı olan Cordelia, babasına gerçek sevgi beslediğini ve onu süslü sözlerle övmenin sadece samimiyetsizlik, dalkavukluk olacağını söyler.

Kral Lear , küçük kızının bu düşüncesine sinirlenir, hiddetle onu hain ilan eder. Hatta evlatlıkdan reddederek kovar. Bunun aşırı abartılı bir tepki olduğunu Lear’a açıkça belli eden (Kral’ın sadık yaveri olan) Kent de Kral’ın gazabından nasibini alır, o da sürgüne gönderilir.

Burgunya dükü bu şartlar altında Cordelia ile evlenmekten vazgeçer fakat Cordelia’nın asil duyguları ve dürüstlüğünden etkilenen Fransa Kralı Cordelia ile evlenir. Cordelia artık Fransa kraliçesidir.

İhanet

Cordelia’nın Fransaya gitmesi ve İngiltere’nin Regan & Goneril arasında paylaştırılması sonucu ülke tam olarak iki parçaya bölünmüştür. Zira Lear’ın kızlarına verdiği topraklar dışındaki diğer ingiliz toprakları da Regan ve Goneril’in eşleri olan düklere aittir.

Kral Lear , daha önceden konuştuğu gibi emekliliğinin ilk ayında -100 atlısıyla birlikte- kalmak üzere ortanca kızı olan Goneril’in sarayına gider. Orada 1 ay boyunca kendisine ve süvarilerine bakılacaktır.

yaklaşık 1-2 hafta sorun yokmuş gibi gözükse de Goneril ve eşi süvarilerden rahatsız olmaktadır. Ayrıca Goneril, babası Kral Lear ‘dan da sarayındaki “laubali” olduğunu düşündüğü bir kaç davranışı yüzünden çocuksulaştığını düşünür. Bu durum karşısında bir şeyler yapmak ister ve babasına atlıların sayısını yarıya indirmesi gerektiği yoksa kendisini daha fazla misafir etmeyeceğini söyler. Ayrıca bu iddasını desteklemek için bir takım yalan ve iftiralara da başvurmuştur.

Elbette topraklar paylaşılırkenki sevgi ve saygıdan artık eser kalmamıştır. Bu ihanet karşısında dumura uğrayan Kral Lear , beddualar yağdırarak oradan uzaklaşır. Diğer kızının kendisine olan sevgisinden emin bir biçimde Regan’ın (diğer kızının) sarayına doğru yol alır. Fakat Goneril çoktan olayları anlatan ve Regan’a ne yapması gerektiğini açıklayan bir mektup göndermiştir bile.

Bu arada Cordelia’ya öfke anında kovduğu eski yaveri olan Kent, kılık değiştirerek Kral Lear’ı tekrar bulur. Farklı bir kimlikle onunla tekrar arkadaşlık kurar ve konvoyuna katılır.

Kral Lear, atlıları ve Kent ile birlikte Regan’ın sarayına ulaştığında mektup çoktan Regan’a ulaşmıştır. Kral Lear , Regan’dan da benzer tepkiler ile karşılaşınca ona da lanetler yağdırır ve birliğinden kalanları da dağıtıp kent ve birkaç arkadaşıyla birlikte ormanın derinliklerine , bilinmeze doğru yol alır.

Zira bu noktada akıl sağlığı da pek iyi değildir.

(Üzüntüsünden akıl sağlığını kaybetmekte olan Lear’ın bir tiyatro oyununda canlandırılması)

Sürgün

Bu esnada İngiltere’nin Kral kızları ile evli olmayan tek dükü olan Sir Gloucester’ın gayrimeşru oğlu Edmund, meşru olan kardeşi Edgar’ı çeşitli entrikalar ile babasının gözünden düşürür.  Babaları da Edgar’ı sürgüne gönderir. Sürgün boyunca Edgar kılık değiştirerek Dilenci Tom kişiliğine bürünür.

Bu esnada adeta kızları tarafından sürgün edilmiş ve aklını kaybetmek üzere olan, nereye gittiğini bile bilmeyen Kral Lear ve arkadaşlarına fırtınanın ortasında, ahşap bir kulübede rastlar.

Kral Lear’ın yanına katılır. Bu esnada Sir Gloucester ve askerleri Kral Lear’ı bulur ve saraylarında misafir eder. Zira Kral Lear ‘ ı çok sevmektedir ve Kralın durumu Gloucester’ı kahretmektedir.

Gloucester, Lear ‘ ın topraklarını geri alması için artık tek yolun savaş olduğunu anlamıştır. Yardım etmesi için Cordelia ile evli olan Fransa Kralı ile iletişime geçmiştir.

Böylece kısa süre içerisinde Fransa ordusu Lear’ın tahtını geri alması için yola koyulmuştur.

Gloucester; Kral Lear ve konvoyundan Fransa ordusunun Britanya’ya çıkartma yapıp ordugah kuracağı yere doğru gitmesini ister. Böylece Lear Fransız ordusuyla beraber tahtını alabilecektir.

Lear yola çıktıktan sonra Lear’ın kızları ile evli olan diğer iki dük olaylardan haberdar olur.  Düklerden Regan’ın eşi olan  Cornwall, Gloucester’ın yaptığını Britanya’ ya ihanet olarak nitelendirir ve iki gözünü de kör eder.

(Gözlerini kaybeden Gloucester dükü)

Bu esnada çocukluktan beri bakımı Gloucester tarafından üstlenilmiş olan bir hizmetli, Gloucester’a yapılan bu işkenceye daha fazla dayanamaz ve Cornwall’ı  ağır biçimde yaralar.

Çevredekilerin müdahalesiyle hizmetli öldürülür. Gloucester ise iki gözünü kaybetmiş bir vaziyette saraydan atılır. Ancak Cornwall ciddi bir biçimde kan kaybetmektedir.

Bir kaç dakika içerisinde Cornwall ölmüştür.

Mücadele

Gloucester; nereye gittiğin bilmeden yürürken sürgüne gönderdiği meşru oğlu  Edgar, dilenci Tom kılığında kendisini bulur. Yaralarının bakımını yapar ve onu Kral Lear’ın yanına götürerek rehberlik eder.

Bu esnada Kral Lear’ın iki kızı, Albany dükü ve Gloucester’ın gayrimeşru oğlu  Edmund, Fransa ordusuna karşı yapılacak harekatı planlamaktadır.

Albany dükü savaş istememekte ve çekingen davranmaktadır. Fakat Edmund öne çıkmış ve orduları bizzat yöneteceğini söylemiştir.

(Edmund’un canlandırılması)

Hikayede geçen bir detay üzerine Goneril ve (artık dul olan ) Regan da Edmund’un bu hareketinden etkilenir ve Edmund’a aşık olur. Fakat bu yasak aşkı gizlemektedirler.

Gloucester, Edgar, Kral Lear ve Kent’in Fransız ordugahında bir araya gelmesinin ardından sonunda beklenen an gelmiş ve Fransız – İngiliz orduları muharebeye girmiştir.

Savaşın sonunda İngiliz ordusu, Fransa ordusunu bozguna uğratmıştır. Böylece Kral Lear ve kızı Cordelia; Goneril, Regan, Edmund ve Albany Dükünün eline geçmiştir. Kent ve Gloucester ise kimliği tanınmadığı için sıradan esirlerin arasında tutulmaktadır.

(Joy, George William, 1844-1925; Cordelia ve Lear Zindanda, King Lear)

Son

Orduları yönettiği ve ön planda olduğu için otorite Edmund’un elindedir. Bununla birlikte Edmund emirler yağdırarak Lear ve Cordelia’yı zindana attırır. Bu esnada kız kardeşlerden biri, Edmund’u diğerinden kıskandığı için zehirleyerek öldürür.

Tüm bu olaylar olurken Albany dükü ve Edmund da ordunun önünde otorite kavgasına tutuşmuştur. Albany Dükü, Edmund’un legal lider olmadığını ve soyluluk haklarına sahip olmadığını iddia eder.

Bunun üzerine Edmund orduya döner ve “benim legal lider olmadığımı düşünen var ise öne çıksın” der. Bunun üzerine Edmund’un meşru kardeşi olan Edgar öne çıkar ve her şeyi anlatır. Bunun üzerine Edmund ve Edgar düelloya tutuşur. Gayrimeşru kardeş Edmund kaybetmiştir ve kanlar içinde yerde yatmaktadır.

Edmund’un kanlar içinde yerde yattığını gören (ve diğer kardeşini zehirlemiş olan kız), kendini hançer ile öldürür. Ölmek üzereyken son nefesinde Edmund, Lear ve Cordelia’nın ölüm emrini verdiğini, yetişirlerse infazın gerçekleşmesini engelleyebileceklerini söyler ve ölür.

Bunun üzerine Kent, zindana doğru panikle koşmaya başlamışken uzaktan Kral Lear’ın kucağında Cordelia’nın cansız bedeniyle geldiğini görürler.

(Bir tiyatro oyununda Kral Lear’ ın kızı Cordelia’nın cansız bedenini taşımasının canlandırılması)

Kral Lear son bir ümitle bir ayna getirmelerini, buğulanırsa Cordelia’nın yaşadığı anlamına gelebileceğini söyler ama herkes Cordelia’nın hayatını kaybettiğinin farkındadır. Kral Lear’da bu acıya dayanamayarak ölür.

Tüm bu olanlar Sir Gloucester’ a fazla gelmiştir. Zaten gözlerini ve sağlığını kaybetmiş olan Gloucester, oracıkta ölür.

Böylece tüm Britanya toprakları Kent, Edgar ve Albany Dükü’ne kalmıştır.

 

Kısa Olay Örgüsü

  1. Kral Lear, yaşlılığı sebebiyle krallığını üç kızına bölüştürmek ister. Ona daha fazla süslü kelimelerle yaklaşan ve evli olan iki kızına mirasından pay verirken dürüst olan küçük kızını, kendisini sevmediğini düşünerek (ve ihanet ettiğine inanarak) evlatlıktan reddeder.
  2. Bunun üzerine kendisiyle evlenmek isteyen Burgundi Dükü, reddedilen kızı istemez fakat Fransa Kralı cesaretine aşık olduğu Cordelia’yı ülkesine götürür, evlenir ve Fransa Kraliçesi yapar.
  3. Bu olaylar esnasında Kral, kendisinin aklını yitirdiğini düşünen ve ona karşı Cordelia’nın haklı masumiyetini savunan (kendisinin sadık dostu ve baş yaverlerinden) Kent’ in acımasızca sürgüne gönderir.
  4. Kral belirli şartlar ile kızlarına verdiği lordluklarda sırasıyla 1 ay büyük bir ay da ortanca kızında kalacaktır fakat önce ortanca sonra da büyük kızından ihanet görür, amansız bir fırtınada başını sokacak bir yer olmadan sürgüne gönderdiği kent gibi cırılcıplak kalır.
  5. Kral bu ihanetlere uğrarken kılık değiştirmiş olan Kent, Kral’a göz kulak olmak için tekrar onun hizmetine (başka bir kimlikle) girmiştir. Bu durumu gizli tutmaktadır.
  6. Kont’un gayri meşru oğlu tarafından entrikalarla sürdürülen meşru oğlu da dilenci kılığında Lear’ı bulur ve ona danışmanlık eder.
  7. Bu esnada Kont, Kral’ın hain kızlarının eşleri olan Dükler tarafından Fransa Kralı’na casusluk yapmakla suçlanır. Küçük kızın kocası Kont’un gözlerini oyarken, çocukluğundan beri Kont tarafından yetiştirilen bir hizmetlinin müdahalesiyle öldürülür.
  8. Müdahale eden hizmetli öldürülür ve Kont gözleri oyulmuş biçimde saraydan atılır. Bu esnada Kont’un sürgüne gönderdiği gerçek oğlu dilenci kılığında ona rehberlik eder ve Kral Lear’a ulaştırır.
  9. Lear ve çevresindekiler, Fransa ordusunun Britanya’ya çıkartma yaptığını duyduğunda Fransız ordugahına sığınır.
  10. Fransa ve Britanya orduları çarpışır.  Fransa Kraliçesi – ve Lear’ın eski kızı olan- Cordelia tarafından komuta edilen Fransa ordusu kaybeder. Cordelia, Lear, Kont, Gerçek oğlu ve diğerleri Kral’ın hain iki kızının eline düşer.
  11. Kont’un meşru oğlu bir tartışma esnasında tüm ordunun önünde gerçek kimliğini açıklar ve Kont’un piç oğluna düello teklif eder.
  12. Kont’un gayrimeşru oğlu düelloyu kaybeder ve ağır yaralı olarak yerde yatmaktadır. Bu esnada kızların ikisi de Kont’un gayrimeşru oğluna aşık olduğundan (Onun düelloyu kaybettiğinden habersiz olarak) birbirleriyle bıyık atlından mücadele etmektedir. Kızlardan birisi, diğerini zehirleyerek öldürür.
  13. Fakat Kont’un gayrimeşru oğlunun ölmek üzere olduğunu gördüğünde kendisini de hançer ile öldürür. Böylece Kral’ın iki kötü kızı da ölmüş olur
  14. Bu esnada Kont’un ölmekte olan gayrimeşru oğlu son nefesinde (Zindanda tutulan) Lear ve kızı cordelia’nın ölüm emirini verdiğini söyler ve ölür.
  15. Zindan derhal açılır fakat Lear, Cordelia’nın cansız bedenini taşıyarak gelir. Kızını öldürmeye gelen cellatı öldürmüş fakat kızını kurtaramamıştır. Bu acıya dayanamayarak Lear orada ölür.
  16. Ardından Kont da kısa bir süre sonra ölür. Britanya toprakları Kral’ın meşru oğlu olan Edgar ve Kral’ın hain kızlarından birinin kocası olan Dük Albany’e kalmıştır

Eser Hakkındaki Düşüncelerim

Öncelikle eserin çok yoğun ve keskin duygular çerçevesinde işlendiğinden bahsetmek istiyorum. Zira ufacık bir söze karşı alınganlık gösteren soylular sayfalarca betimlemelerle lanet yağdırabiliyor, hatta kılıçlarını çekip cana kast edebiliyorlar.

Dönemin şartlarında İngiliz kültüründen ve Shakespeare’in biraz da abartılı mizacından kaynaklandığını düşündüğüm bu yoğun duygu teması; tüm olay örgüsünde, başından sonuna kadar hissediliyor. Hatta öyle ki tüm olayların başlangıcı da bu yoğun temaya dayanmaktadır.

Eser abartılı alınganlık ve duygusal temalarla can bulduğu kadar drama ile de yoğurulmuş durumda. Eserde her zaman olabilecek ihtimaller arasından en kötüsü gerçekleşiyor. Shakespeare adeta çocuk masalları ile büyümüş toz pembe zihinlere dünyanın gazap dolu gerçeklerini aşılamayı amaçlıyor.

Shakespeare, vaftizli bir Hristiyan olmasına rağmen eserdeki dualarda, geçen betimlemelerde ilahi güçten hep “Tanrılar” olarak hitap etmekte. Shakespeare’in bu hususta Roma dönemindeki Pagan inançlarını ve kültürünü ilham aldığını söyleyebiliriz.

(Roma’da Politezim’
temsil eden bir çizim)

Bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Shakespeare’in Türklere göndermesi oldu. Kont’un meşru oğlu olan  Edgar dilenci kılığında Kral Lear ile konuşurken Kral’ın Kimsin sen sorusuna

Aşk görevlisi! Kendini beğenmiş, dik kafalının biri, saçlarımı kıvırır, şapkama kadın eldivenleri takardım.[181] Sevgilimin içindeki şehveti doyurmak için cehennemde dans ederdim, yeminden başka söz çıkmazdı ağzımdan, ama cennetin tatlı yüzüyle karşılaştım mı birer birer dönerdim yeminlerimden. Geceleri şehvet planları kurarak uykuya dalar, sabah uyandım mı hemen harekete geçerdim. Şaraba, kumara bayılır, kadınlarımla Türk Sultan’ına bile taş çıkarırdım.

Alıntı: William Shakespeare. “Kral Lear.” Syf. 306

verdiği yanıt da İngilizlerin o dönemki Türk algısını bize açıklamakta.

(Fransız Ressam J. G. Delincourt tarafından çizilen Osmanlı Haremi Tablosu)

 

Ve son olarak Fransa Kralı’nın sadece ilk sahnede görülmesi ve bir daha hiçbir zaman hikayede yer almaması da dikkat çekici bir diğer unsur. Nasıl bir Kral eşini düşman topraklarına yalnız başına gönderir de ordusuyla birlikte savaşmaya gelmez ?

Bu hususunda da eserde göz ardı edilen gerçeklerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Eğer bu oyunda rol alma şansım olsaydı, çok az görünmesine rağmen yine de Fransa Kralı’nı canlandırmayı tercih ederdim.

Alternatif Son

İçimde bir nebze de olsa drama karşıtlığı var. İzlediğim bir film, okuduğum bir kitap mutsuz sonla biterse istemsizce – sanki benim hikayemmiş gibi- ruhumun daraldığını hissediyorum. Gerçek dünyanın her ne toz pembe bir yer olmadığını bilsem de insanların en azından edebi eserlerde mutluluğu bulabilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir kitap okurken, kendimizi hikayedeki karakterlerden birinin yerine koyuyorsak, hikaye bizim üzerimizden yaşanıyorsa neden mutlu senaryo varken mutsuz sonu tercih edelim ki ?

“Eser Hakkındaki Düşüncelerim” başlığında da bahsettiğim gibi Fransa Kralı’nın sadece bir defa gözükmesi ve kendi ordusu Britanya’ya çıkartma yaptığında bile orada olmaması mantık dışı gözüküyor.

Fransa Kralı’nın ordusunun başına geçerek Britanya’ya gelmesi, Britanyalıların ordusunu bozguna uğratması

ve Kral Lear’ın hain kızlarını cezalandırarak tekrar İngiltere’nin başına geçmesiyle gelişen sonuç örgüsünün esere mutlu bir son olarak çok yakışacağını düşünüyorum.

 

 

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir