Yazılarım

İfade Özgürlüğünün Karanlık Tarihi

Şüphesiz sahip olduğumuz en önemli değerlerimizden biridir özgürlük. Nitekim özgürlük, monopol bir kavram değildir ve çokça katmandan oluşur. Özgürlüğün ilk adımı, günümüz dünyasında çok az insanın sahip olduğu ve diğer özgürlüklerin temelini oluşturan düşünce özgürlüğüdür.

Düşünce özgürlüğünüzü kimseye borçlu değilsinizdir zira ona sahip olarak doğmuşsunuzdur. Ayrıca kimse  de düşüncelerinizin üzerinde söz sahibi olamaz. Çünkü her insan bağımsız birer dünyadır, kendi doğruları ve yanlışları vardır. Dışarıdan bu dünyalara müdahale ise imkansızdır.

Unutmayın ki insanoğlu gerçek özgürlüğünü bu imkansızlığa borçludur.

İnsanlık tarihine baktığımızda bu imkansızlığı aşmaya çalışan, nice diktatörler ve faşizan hükümetlerin sıklığını görürüz. Bunların her biri er ya da geç yıkılıp tarihe karışmıştır çünkü fikir kadar büyük ve yıkıcı bir gücün korkuyla, kaosla ya da çelikten prangalarla sindirilmesi mümkün değildir. Bilinmelidir ki her distopya bir korkuyla var olur ve bir fikir ile yıkılır.

Fikir bu derece etkili bir güç iken, birbirinden farklı fikirlerin bir araya gelip beraber çalıştığını düşünün. Bu, ifade özgürlüğünün bize bir hediyesidir. İfade özgürlüğü demek sanat, bilim, teknoloji, ekonomik refah, yaşam standartı demektir.

İfade özgürlüğü,  farklı fikirlerin gök kuşağı çizmesini sağlayan yağmurdur.

Ama 20.yüzyılda

Tam bilim ve teknolojinin, sanatın ve medeniyetin hüküm sürdüğü bir çağdayız diyerek günden güne dünyanın yeni renklere bürünmesini büyük bir mutlulukla izleyemeye hazırlanırken korkunç bir hataya imza attık. Bu hata uzun yıllar boyunca medeniyetimizin önüne set olacak, gök kuşağımızda dikiş tutmayan yaralar bırakacaktı.

Bu hata aslında tüm bu medeniyetimizi yaratan ifade özgürlüğünün suistimalinin keşfiydi. Diktatörlükler, kaos ve korku ile insanların engin zihinlerini prangalara vurmayı defalarca denedi ancak başaramadı. Çünkü her seferinde soğuk asfalttan yeşeren çiçek gibi bir fikir  baş kaldırdı ve düzenlerini başlarına yıkmayı başardı.

Hata; bir insanın bedenine sahip olunca , o insana tamamen sahip olunabileceğine inanılmasıydı. Fakat gerçekte insanın çok az bir kısmı bedendi.

Zihinlere Sahip Olmak

Düşünce özgürlüğünün ilk şartı düşünceye sahip olmaktır. Eğer düşünmeyen ve sürekli değersiz meşgalelerle oyalanmış bir toplum yaratmayı başarırsanız, geçmişin tozlu sayfalarına karışmış eski diktatörlerin güç yetiremediği o büyük gücü tasmalamış olursunuz.

İşte bunu keşfeden 21.yüzyıl diktatörleri; düşünce ve fikir özgürlüğünün ışığında yetişmiş olan hür fikirli bilim insanlarının yarattığı teknolojiden faydalanarak düşünce özgürlüğüne kast etme nankörlüğünü göstermişti.

Planları, bir havuz basını yaratmak ve sürekli gündemi meşgul ederek insanları oyalamaktı.

İlk önce kurbağanın nasıl kaynatıldığını öğrendiler. Siz bir kurbağayı aniden sıcak suya atarsanız, kurbağa sudan zıplayarak kaçacaktır. Ancak kurbağanın bulunduğu kabı yavaş yavaş ısıtırsanız kurbağa suyun ısındığını anlamaz ve haşlanarak ölür.

Bu bahsettiklerimin elbette abartı birer komplo teorisi olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak unutmayın ki tarih, ikileme düştüğümüzde bizi doğruyu hatırlatmak için vardır. Şöyle bir geçmişe baktığınızda, bunun özgürlük kadar gerçek olduğunu görebiliriz.

Mesela

Biz evde dizi izliyorduk

demişti halk, Yugoslavya parçalanırken.

Modern toplumlarda da sıcak su içerisindeki kurbağaya benzer bir tepki verilir.İnsanları özgür olduğuna inandırıp bir şeyleri yavaşça değiştirirseniz kimse bunu farketmez.

Çoğunlukla ucuz ve ilkel bedensel özgürlükleri size tüm özgürlüğünüzmüş gibi tanıtırlar. Bu da sizi olduğunuzdan da özgür hissettirir. Vay be der insan. Ne kadar da modern ve özgür bir çağda yaşıyorum. Halbuki bu esnada kurbağamız kaynamaktadır

Karanlık Taraf

21.Yüzyıl diktatörleri için televizyonun kendisinden çok, toplumlar üzerindeki uyuşturucu etkisinin keşfi önem teşkil ediyordu. Sonuçta halkı uyuştururken köle yapacak, cebini boşaltacak ama aynı zamanda da onları mutlu ve özgür hissettirecek yeni TV kanalları açıldı. Bu kanalların ortak misyonu gereksiz, kapitalist ve abartılı hayatları halka izletmekti. böylece de izleyiciler, toplumumuzun ne kadar marjinal ve özgür olduğuna inanacaktı.

(Dizileriyle Meşhur Sucks TV )

Ek olarak sahte hayatların toz pembe süsü, sıradan halkın gözünü boyamakla kalmayıp beynini de yıkayacaktı. İnsanlar, o toz pembe aşk dizilerini canı pahasına takip edecek, yarışma programlarında sevdiği yarışmacı kaybedince dünyası yıkılacaktı. Çünkü bir toplum ancak bu şekilde düşüncelerinden ve gerçeklikten soyutlanabilirdi.

Televizyon çağı, en çok  halk düşmanı olan maymun suratlı macun kaplıcalı beyleri zengin etmişti ve en çok da yoksul halkın sömürülmesinde etkili afyon olmuştu.

Aydınlanma

Bu tek taraflı iletişim, insanları uyuşturmuştu bir kere. İnsanlar bu pislikten ancak eski Roma Forumlarındaki gibi fikirlerini çarpıştırarak kurtulabilirdi. Çünkü merkezcil empoze ve manipülasyondan kurtuluş ancak insanların birbirine düşüncesel destek olmasıyla mümkündü.

Herkesin birbirine bağlı olduğu, iz bırakılabilen ve bırakılan izleri daha sonra oraya uğrayan birilerinin görebileceği internet adında yeni bir iletişim biçimi mevcuttu aslında. Henüz ülkemizde yaygınlaşmamıştı belki ama bir kaç dahi internetin ilk Roma Forumunu yaratmayı başarmıştı.

internete bağlı olan herkesin fikirlerini ifade edebileceği ve birbirlerinin fikirlerini de görebileceği bir platformdu bu. Ekşi Sözlük

1999 yılında Sedat Kapanoğlu tarafından kurulan Ekşi Sözlük’ ün ilk hali

Burada sanattan ekonomiye, teknolojiden siyasete her türlü konu hakkında konuşulur, tartışılırdı. İnsanların zihinleri diri tutulur ve birbirlerinin fikirlerinden haberdar olması sağlanırdı. Ayrıca burada manipülasyona da maruz kalmazdınız. Agresif tarzda bir içerik gördüğünüzde kapatıp başka bir içerikten araştırmanıza devam edebilirdiniz.

İlk başta göz ardı edilen sözlük, zamanla dünyadaki her şeyden bahsetmeye başladı. Onbinlerce kullanıcısı oldu hatta benzerleri türedi.

Aydınlanma çağı gelmişti sanki. Artık insanlar toz pembe yalanlarla oyalanmayacak, gerçekleri görecek ve düşünce özgürlüğünün ilk şartı olan düşünceye sahip olacaktı. Tek bir merkezden gelen fikir empozesine maruz kalmayacak, birbirlerinin tecrübe ve yorumlarından haberdar olma şansını elde edecekti.

Bir zaman sonra web siteleri, merkezcil medyanın sesini bastıracak kadar güce sahip oldu.

Diktatörler, artık gözünü internete dikmişti.

Yozlaşma

İlk başta her şey normaldi . İnsanlar çiftlik kurup inek sağmak için meşhur sosyal medyaya üye oluyordu. Ardından birbirlerinin paylaşımlarını görmek, ekşi sözlük gibi bir hava katmıştı. İnsanlar burada sadece düşüncelerinden değil, kendilerinden ve yaptıklarından da bahsetme şansını buluyordu. Paylaşımlar koca bir platformun tamamını değil de kullanıcının kendi arkadaş çevresini kapsadığı için biraz da samimiyet katmıştı.

Bir de yazı yetmez, videolu olanını yapalım diyenler çıktı. YouTube  kuruldu ve insanlar kendi internet bazlı Tv kanallarına sahip oldu. İfade özgürlüğü hiç olmadığı kadar artmıştı. Zihinler artık gerçekten özgür ve bağımsızdı. Onları uyutan, oyalayan merkezcil diktatör medyasına kalmamıştı kimse artık. İnsanlar hem içerik üretip diğer insanlara sunma hem de istediklerini izleyip istemediklerini kapatma hakkına sahip olmuştu. İnternet, iletişimin demokrasisiydi.

İnternet üzerinden oylamanın yapıldığı demokrasi platformu
Chance.org

Fakat elbette halkı internette de uyutmak lazım gelmişti. Teoride yapılması gereken aynıydı. Halkı abartılı, kapitalizm odaklı ve gereksiz hayatlarla oyalamak !

Her gün ülkemizdeki gelişmelerden ve  arkadaşlarımızdan haberdar olduğumuz sosyal medya; abartı ve gösteriş dolu, tamamen şaşaalı hayatlarla insanları yine diktatörlerin eline düşürmüştü. Çünkü diktatörler bu platformlara da sahip olmuştu. İstediği içeriği popüler kılarken istemediği içeriği de göz ardı ediveriyordu.

Fikir paylaşmak için açılan  (!)
(ama yazı paylaşılamayan)
sosyal medyanın son hali

Beyinsizler, boş insanlar ve kendi halkını uyutan içerik üreticileri diktatörler tarafından desteklendi. İfade özgürlüğünün sembolü olan sosyal medya da zamanla kapitalist diktatörlerin eline geçti. Artık burası da toz pembeliğe bürünmüştü.

Böylece insanlık bir savaşı daha kapitalizme kaybetmiş oldu.

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir