Başarısızlığı Kır ve Tercih Edilen Ol: Öğrencilikten İş Hayatına

Sosyolojik başarısızlık, yeni mezun işsizliği, nitelikli işsizlik, diploma enflasyonu, girişimcilik, batan şirketler, üniversiteler, akademik kariyerler ve niceleri.

Üniversite mezunu veya öğrencisi hemen hemen herkes vasıflı bir birey olarak hayatını devam ettirmeyi amaçlıyor. Bazıları kariyer basamaklarını hızlı hızlı tırmanırken bazıları ise o kadar şanslı olmuyor.

Yeni bir rehber yazısına daha hoş geldiniz 🙂

Bu yazımda iş hayatına doğru bakış açısını inceleyeceğiz ve ince olduğumuz yerden kopmamak için kendimize bir düğüm atmamayı öğreneceğiz.

Şirket – Çalışan İlişkisine İdeal Bakış Açısı

Şirketler aslında personeli ile ticaret halinde olan kurumlardır. “Şirket” denilince çoğu kişinin aklına “Devlet” gibi kalender ve aşırı kurumsal bir yapı gelse de aslında şirket dediğimiz, yaptığı işi veya emeği çalışanından düzenli olarak satın alan kurumlardır. Tabii her şirketin kurum kültürü, hiyerarşisi vardır ancak çalışan-şirket ilişkisi özünde bu değil midir ?

Örneğin aylık 5000 TL maaş alıyorsanız (ortalama istatistiklere göre) çalıştığınız şirkete 7000-10000 TL değerinde katma değer (katma gelir) kazandırıyorsunuzdur.

Bir işe girip çalışmanın olayı basitçe budur. “Bir işe girip çalışmak ” Üniversiteler veya şirketler ile de icat olunmamıştır. Dünyanın en eski ticaretidir bu. Olay basitçe emek-para takasıdır.

Yiğit özgür <3

Bugün para kazanmak için çalışılabilecek binlerce iş, hizmet mevcuttur. Ancak bunların hepsini aynı kefeye koymak mantıklı olmayacaktır. Bu yazıda başlıktan da anlaşılacağı üzere Nitelikli İşsizlik kavramını inceleyeceğiz. Nitelikli işsizlik tanım olarak 4 yıllık bir lisans eğitimi ile yeni mezun olmuş bir bireyin iş bulamama durumudur.

Nitelikli İşsizlik Neden Olur ?

Şimdi diyelim ki bir kasa çürük limonunuz var, satmanız oldukça zordur değil mi ? Çünkü çürük limon hiç kimsenin işine yaramaz. İhtiyaç duyulan bir şey değildir. Tarlanızı don da vurmuş olsa, kuraklık da gelmiş olsa müşteri bunu umursamaz. Çünkü zaten limon alabileceği çok alternatifi vardır müşterinin.

Sizce müşteri gelip sizinle tarla sürmeyi öğretmek, bağı bellemek zorunda mıdır ? Karşı perspektiften düşünelim; pazara gittiniz ve limon satın almak istediniz. Pazarcı da “sana limon satmamı istiyorsan gel bana traktör sürmeyi öğret” dedi. Ne düşünürsünüz ?

Şimdi limon metaforundan güncel konumuza dönelim ve paragrafa bir de öyle göz atalım;

Üniversiteyi okuduğunuz halde yapmak istediğiniz iş için yeterliliğe sahip değilsiniz diyelim, işe girmeniz oldukça zordur değil mi ? Çünkü şirketin ihtiyaçlarına hitap etmeyen emek-iş hiç kimsenin işine yaramaz. İhtiyaç duyulan bir şey değildir. Üniversiteyi 3 ortalama ile 3.5 yılda bitirmiş de olsanız, Erasmus ile karış karış avrupayı gezmiş de olsanız sizi işe alacak şirket bunu pek umursamaz. Çünkü zaten o işi yapabilecek bir çok personel adayı vardır şirketin.

Sizce şirket gelip size işi öğretmek, sizi yetiştirmek zorunda mıdır ? Karşı perspektiften düşünelim; şirket sahibisiniz ve bir adayı işe almak istiyorsunuz. Aday da “beni işe almak istiyorsan bana işi öğret” dedi. Ne düşünürsünüz ?

Pazarcının zaten limon üretebilmesi gerekir ki tezgahından limon alabilesiniz. İşi yapmaya hazır ve nazır olmanız gerekir ki şirketiniz emeğinizi sizden para karşılığı satın alabilsin (sizi işe alabilsin)

Böyle bakınca çok acımasız geldi, belki de çok sinirlendiniz. Merak etmeyin. Ben bir şirket sahibi değilim. Ama tepkilerle yüzleşeceğimizi bilsek de “Kral çıplak” demek gerekiyor bazen.

Maalesef mezun olduğunuz bölümle o bölümün alakalı olduğu iş dalında çalışabilecek yeterliliğe sahip olmadığınız size söyleniyorsa bunun sorumlusu müşteri (şirket) değildir.

Yeni Mezun İşsizliğinin Suçluları Kim ?

Öğrenciler-Yeni mezunlar ve şirketler arasında bir türlü hallolmayan ve tabulaşmış bir problem var bu aşikar. Sorunu ve sebebini de anladık, peki bu sorunun suçluları kim ?

Yeni mezun işsizliğinde genelde dikkatler hep üç aktörün üzerine çekilir ;

  1. Hükümet
  2. Üniversiteler
  3. Şirketler / Godaman (?) şirket sahipleri

1.Hükümet:

Öncelikle bu sorunun çözümünü devletten beklemek basitçe saçmadır. Seçilmiş insan bu düzene bir değişiklik getiremez. Çünkü bu sorun doğrudan özel sektörün bir sorunudur. Devlet bana kalırsa zaten gereğinden fazla teşvik bile veriyor şirketlere yeni mezunları işe alması için.

Nitelikli işsizliği engellemek için devletin yaptığı çok büyük bir katkı var, KAYNAK, buradan okuyabilirsiniz

Özetle devlet, işe alınan yeni üniversite mezunu personelin maaşının %60 INI, UZUN BİR SÜRE İÇİN KARŞILAMAKTADIR. Çalışanına 5000 TL maaş veren bir şirket, devletten çalışan başına yaklaşık 24 aylık maaş desteği almaktadır. Ayrıca yeni mezun işe aldığında onlarca çeşit vergi muafiyeti de şirkete sağlanmaktadır.

Dolayısı ile devlet tarafından öyle bir destek sağlanmaktadır ki; şirket çalışan alıp çalıştırmasa bile neredeyse kâr edecek gibidir ve bu durum hem acı hem de gülünç bir tablodur.

Ek Madde: Peki Ya Atanamama Sorunsalı ?

Üniversitede eğitim gördüğümüz bölümlerin çoğu serbest sektörde iş yetkinliği edinmek içindir. Ekonomi hakkında fikri olan herkes şunun da farkındadır ki üretimin devamı için bu gereklidir. Üniversitedeki bölümlerin bazıları ise kamuda çalışma yetkinliği üzerinedir.

Ekonomik açıdan baktığımızda cari açığı zaten yüksek, döviz kuru çok düşük olan ve maalesef aynı zamanda bir tüketim ülkesi Türkiye’nin kamu personelinden çok çok çok çok daha fazla serbest sektör personeline ihtiyacı vardır. Çünkü sovyetler birliğinde yaşamıyoruz ve üretim neredeyse tamamen özelleştirilmiş durumda. Dolayısı ile nüfusun da büyük çoğunluğu özel sektörde çalışmak zorunda ki üretim olsun ve kamu personelinin maaşları cari bütçe açığına sebep olmadan sağlanabilsin.

Dolayısıyla bu örnekten de anlaşılabileceği üzere devlet mümkün mertebe kamu personeli almamaya, alacaksa da aşırı seçici davranmaya gayret ediyor. Bu nedenle 1. dünya ülkelerinde istediğiniz kadar maaş verseniz de kamu personeli bulamayacağınız halde durum Türkiye’de tam tersidir. Herkes kamu personeli olmak ister ancak devlet mümkün mertebe kamu personeli almak istemez.

2.Üniversiteler:

Serbest sektör için yorumlayalım, üniversitelerdeki derslerin içeriği ne kadar dolu ? Üniversite eğitimi özel sektörde çalışmaya yönelik yetkinlik aşılamada ne kadar yeterli ?

Cevap verelim, hiç. Üniversiteler ile iş hayatı sanki ap ayrı paralel evrende yaratılmış gibiler. Birisi sürekli gelecekte olacak olanı, fikirleri kovalıyor. Diğeri ise üretme,satma, gelir elde etme ve daha çok üretme üzerine kurulu. Okul ve endüstrinin garip bir melezi üniversiteler aslında.

Eğitim sisteminin taa ilk okuldan lisans eğitimine kadar saçmalı, lisans eğitiminin üzerinden sonra da torpil ve liyakatsizlik dolu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Biz bu yazıda kendimizi konuşmalıyız.

O yüzden suçlu olanı değil de suçluya yataklık edeni konuşalım, kendimizi ;

Atanamama sorunsalından yukarıda bahsetmiştik. İlk maddeye binaen atanamayan öğretmen konusu güncel bir örnek olacaktır. Şu soru her zaman sorulur; madem bu kadar öğretmen açığı yok, neden bu kadar öğretmen yetiştiriliyor ?

Evet. Eğitim sistemindeki kritik sorulardan biri de budur. Aslında bu soruyu halka sormak lazım. Neden iş bulmanın, atanmanın zor olduğunu bildikleri halde her yıl onbinlerce insan ilgili öğretmenlik bölümlerini tercih ediyor ?

Okuduktan sonra hükümete “madem öyle neden açtınız bunları” demek için mi ? Bu bile lades değil midir ?

Zannımca bu insanlar hatasının farkında, ancak sadece şikayet etme ve yakınma hakkı istiyorlar. Bu da ne onlara ne de başkasına vicdan rahatlatmaktan başka bir fayda sağlamıyor.

Kötü bir üniversitede okuyabilirsiniz. Bu suç değil. Hatta benim başıma gelen de tam olarak bu. Ama şu 8 kuraldan sapmazsanız kendinize başarılı bir kariyer yaratacağınızdan emin olun.

  • Seni başarıya götürmeyen bir yerde, iş bulamayacağın bir yerde mümkünse okuma.
  • Ya bölümün iyi olsun ya da üniversiten.
  • İlginin olmadığı, başarılı olabileceğine inanmadığın bir bölümde okuma.
  • İş bulamayacağın bölümü okuma. Okumak için okuma. Değer katmak için oku.
  • Okula (okulun iyi olsa bile) asla bel bağlama ve orada öğrendiklerin ile yetinme. Sana kariyerinde yetmeyecek. Kariyer bir yarıştır. Önde giden kazanır
  • Okuyorsan, hakkını vererek oku. Kendini geliştir ve kafelerde boş boş vaktini tüketme ki underqualified (vasıfsız) olarak mezun olma.
  • İş bulmak istiyorsan iş bul, okumak istiyorsan oku.
  • İş bulamıyorsan, iş kurmayı dene.

Eğitim sistemi suçlu olsa da unutmayın ki bu eğitim sisteminden çıkan çok başarılı insanlar da var. Siz neden onlardan biri olmayasınız ? Eğitim sisteminin kötü olması yalnızca başarı averajını düşürür. Siz bu averajın barajı olmadığınız sürece sorun yaşamazsınız.

Her zaman bencil olun ve bireysel kalkınmayı hedefleyin.

3.Şirketler:

Şirket-çalışan ilişkisine somut olarak tekrar baktığımızda aslında şirketleri haksız göremiyoruz. Kapitalist ekonomi tam olarak bu oluyor. Bunu sömürme- sömürülme olarak düşünmek doğru olmayacaktır. İşinizde iyi olduğunuz kadar ön plana çıkmanız, tercih edilmeniz doğanın en temel kanunudur ve başkaları da aynı biçimde sizin önünüze çıktığında kendinizden başka kimseyi suçlayamazsınız.

Bu durumdan bağımsız olarak şirketlerin bir büyük kabahati var ki 2020 yılında olduğumuz halde hala devletten gizli kapaklı uygulamalar yürütmeye çalışıyor ve şark kurnazlığına soyunuyorlar. Asgari ücret altında çalıştırmak, sigortadan kesmek, işe alma bahanesi ile çalıştırma veya oyalama, mobbing ve benzeri suçları işliyorlar. Bu saçmalıklara katlanmamak ve hakkınızı kimseye yedirmemek için en azından bireysel olarak seçilen tarafta değil de seçen tarafta olmamız gerekiyor. Neyseki bunun bir çözümü var;

Nitelikli İşsizlik İçin 3 Çözüm

1- “Overqualified” Olmak

Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır,
En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa öleceğini bilir.
Afrikada her sabah bir aslan uyanır,
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.

Afrikan Atasözü

Bu paragrafa çok sevdiğim şu atasözünü sizlerle paylaşarak giriş yapmak istedim. İlk çözümümüz bu. “Overqualified olmak”

Yani Türkçesi ile aşırı vasıflı olmak. Bir iş için aşırı, vaz geçilemeyecek, göz ardı edilemeyecek kadar vasıflı olmak. Benim kendi işimde yapmaya çalıştığım çabam da buna yönelik. Hangi işi yapıyorsanız yapın, en iyisini yapın. Bunun hep bir klişe olduğunu düşünürdüm ki muhtemelen siz de öyle düşünüyorsunuz.

Ama durun ! Bu bir klişe değil. Gerçeğin ta kendisi. İnsanlar ne kadar alternatifleri olsa da yıldızınız parladıkça sizlerden yüz çeviremeyecekler.

Markalar da tıpkı insanlar gibidir. Bir zamanların telefon devi, lüks üreticisi Nokia batarken garajda kurulan Apple’ın önlenemez yükselişi buna bir örnek değil miydi ? Garajda da olsanız, önlemez bir vizyon ve eforla tahtından edemeyeceğiniz hiçbir güç yoktur.

Göz ardı edilemeyecek kadar iyi olduğunuzda kaybetme şansınız da olmayacaktır.

Ama

Burası Türkiye, hepimiz bu gemide yaşıyoruz ve aşağı yukarı aynı şeylere maruz kalıyoruz. Bu ülkede torpil, liyakatsizlik adında, buz gibi bir gerçek var. Sizin kadar yetkin, yetenekli olmayanlar zaman zaman sizden daha iyi şartlarda olabilir, sizden daha çok değer görebilir. Bir şeyi yapandan çok yapıyormuş gibi davranan daha çok dikkate alınabilir. 21 yaşımda olmama ve somut bir bilim dalında çalışma yapmama rağmen ben bile bu çaresiz durumları onlarca defa tattım.

Bu anlattıklarım her şey çok yolundaymış, her şeyin çözümüymüş gibi anlaşılmasın. Zira Overqualified olmak her zaman (hatta çoğu zaman) size hakkınızı teslim etmez. Yalnızca rakiplerinizi hızlıca eleyerek dikkat çekmenizi, kariyerinize -bir torpilli kadar olmasa da- tırnaklarınızla kazınmış bir doping etkisi yapar. Türkiye’de hakkınızı tam anlamı ile alabilen çok az şanslı insan var ve bunların da büyük çoğunluğu kendi işini yapanlar 🙂

2- Freelance ve Girişimcilik

Girişimcilik ülkemizde maalesef “Patlatırım bi mobil uygulama, gelsin paralar kalifornia’da ofisler” gibi algılansa da özünde dünyanın en eski ticaretidir girişimcilik. Ve yalın hali ile Freelance’den ayırt edilemeyecek bir modeldir.

Özetle kişinin kendi işinin patronu, kendi müşterisini kendi bulması ve ürünü/hizmeti doğrudan kendisinin sunmasıdır. Atanamayan ve dershanelerde-özel okullarda iş bulamayan bir öğretmenin özel ders vermesi, kitap yazması, eğitim videoları hazırlaması basitçe bir freelance, yani girişimcilik örneğidir.

Kısaca hiçbir şirket sizin emeğinizi-işinizi satın almıyorsa; sizin kendi emeğinizi doğrudan müşteriye ulaştıracak bir şekilde alt yapı temin etmeniz gerekir.

Eskiden pazarda limon satarım en kötü derdik. Maalesef 2020 yılındayız ve narenciye üzerinden hayata rest çekmek artık kabul görülmüyor. Zaten kültürümüz o kadar karşı ki bu freelance ruhuna, kendi işini yapmayı bile rest çekme görüyor. Halbuki girişimcilik şirketlerden nefret etme, kafa dinleme, hayata rest çekme, depresyon vb. durumlarında tercih edilmez. Freelancer’lık, girişimcilik annenize kızıp evi terketmek değildir. Zaman-para eğrisinde yapılan hesaplar doğrultusunda tercih edilir.

İş bulamayan bir görsel editörün youtuber’lara video montaj hizmeti satması, bir çocuğun limonu alıp limonata yapıp satması, motor alan bir gencin kuryeliğe çıkması da girişimcilik örnekleridir.

Aldığınız eğitimi bir gelir modeline dönüştürebilir veya hali hazırda gelir modeline sahip bir işe atılarak frekans da değiştirebilirsiniz. Olan olmuşsa artık yapacak bir şey yoktur ve unutmayın ki eldekiler ile bir şeyleri başlatmak her zaman boş durmaktan, sürünmekten ve sıfırdan başlamaktan daha iyidir. Sizin için de cebiniz için de

3- Frekans Değiştir

Diyelim ki yıllardır limon yetiştiren bir çiftçisiniz ve oldu da Sibirya’da yaşamanız gerekiyor.Buralarda iklim çok soğuk ve karasal. Sibirya’da limon yetişmez. Buradaki halk da limonu pek bilmez. Dolayısı ile kimseye limon satamazsınız. Ama siz bir çiftçisiniz. İstediğinizi ekme özgürlüğünüz var. Kendinizi limon veya başka bir şey ile kısıtlamak zorunda değilsiniz. Bütün dünyanın tohumları özünde size ait.

Sibirya’da kivi çok kolay yetişiyor ve halk da çok seviyor. Kivi yetiştirirseniz bir şansınız olabilir.

Yani basitçe, Üniversite’den aldığınız eğitim artık aranan bir vasıf olmayabilir. Aranan bir vasıf olsa bile, sizin üniversite eğitiminiz özel sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek kadar yetkin olmayabilir.

Yani sizin sunduğunuz hizmet-iş mevcut şartlar dahilinde çok fazla sayıda alternatif tarafından sağlanıyor ve bu nedenle beş para etmez duruma düşmüş olabilir. Buna meslek enflasyonu diyoruz. (Diğer adı ile Diploma Enflasyonu)

Sanayideki araba tamircisi ustaları düşünün. Elektrikli araçlar moda olduğunda sizce işsiz mi kalacak bu kadar teknik insan ? Tabii ki hayır. Bu defa da elektrikli araçların tamirini ve bakımını öğrenecekler. Hepsi bu. Sizin de işiniz ve emeğiniz para etmediğinde yapmanız gereken bu.

Sıfırdan başlamak. Veya üzerine koymanız gerekiyorsa da üzerine koymak.

Anlatıldığı kadar kolay değil. Sinir bozucu ve yıpratıcı bir süreç tüm geçmiş bilgi birikimini çöpe atıp başka bir işe girişmek. Ama zararın neresinden dönersek kârdır. Her başarı sürünmekten iyidir. Pragmatist düşünmeli ve şunu kendimize tekrarlamalıyız

Değişime en çok uyum sağlayan hayatta kalır.

-Charles Darwin

Burası Çok Önemli !

Farkettiyseniz şimdiye kadar hep bireysel olarak yapılabilecek çalışmalardan ve önlemlerden bahsettim. Peki neden ? Çünkü “düzgün bir idare gelsin de düzeltsin piyasayı” gibisinden sığ bir yakınmanın somut olarak hiçbir şeyi çözmeyeceğini biliyorum.

Türk insanının arabesk kültürünün aksine, yakınmak ve içinde bulunulan durumdan sürekli şikayet etmek; para kazanmanın felsefesine taban tabana aykırıdır.

Tam anlamı ile uğraşmadan hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Para kazanmak istiyorsak bir sorun çözmeliyiz. Öyle veya böyle; dünyadaki bütün insanlar bir soruna çözüm-çare oldukları için para kazanırlar. Biz kendimize sorun yaratırken, başkasınınkileri nasıl çözüp de para kazanabileceğiz ?

Üniversite öğrenciliği dönemimde çok kez şahit oldum ki, ne zaman arkadaşlar arası siyaset masası kurulsa bu yeni mezun işsizliği sorunu hep ilk 3’te olurdu. O yüzden okuyacaklarını ümit ederek yeni mezun veya üniversite öğrencisi arkadaşlarıma yazıyorum; “memleketi kurtarmaya kendinizden başlayın”

Evet, belki bir avrupa ülkesindeki kadar emeğinizin karşılığınızı alamazsınız burada. Veya saygı göremezsiniz. Hep sizden eksikler sizden ön plana bir şekilde çıkartır kendini. Türkiye tam anlamı ile bir şov dünyası. Ama en azından bu anlattıklarım ile kendi özel alanınızı oluşturabilir ve kariyerinizin önündeki bu olumsuzluk-işsizlik-liyakatsizlik duvarını delip geçerek kendi bağımsız ekonominizi inşa edebilirsiniz. Önemli de bu.

Bizim neslimize çocukken; herkesin kapısının önünü süpürürse dünyanın tertemiz olacağını öğrettiler. Kendimizi geliştirip kurtarırsak hem evimiz temiz olur, hem de ülkemiz için aydınlık bir geleceğe atılan adımda bizim de tuzumuz olur.

Görüşmek üzere 🙂

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir