Kitap İncelemeleri

1984 – George Orwell, Kitap İncelemesi

Yazıma başlarken belirtmek istiyorum ki 1984 benim için okuması en zor kitaplardan biri oldu.

Hayır, sayfa basımında ya da romanın anlam bütünlüğünde bir sorun yok.

Okumakta aşırı zorlandım çünkü bu sapkın distopyanın içinde kendimi her bulduğumda nefesim daraldı. Eğer siz de benim gibi kendini okuduğu kitabın dünyasında hayal eden biriyseniz, bu kitaba bulaşmayın derim. Hatta bence klostrofobiniz varsa bile okumayın. Çünkü 1984′ te mavi bir gökyüzü bile yok.

Devasa bir ekranı izleyen onbinlerce insan

ve kitabın özenle betimlenerek anlatılan ilk sahnesi. Tüm şehir halkı devasa bir stadyuma doldurulmuş ve bu stadyumun ekranından tekel parti olan “INGSOC“ (İngiliz Sosyalist Rejimi) un propogandası yapılıyor. Hükümetlerin vatandaşlarına propoganda yapması dünyanın her ülkesinde görülebilecek sıradan bir olay fakat burada propogandayı sıra dışı kılan şey, propogandanın sahip olduğu kurgu.

 

Propogandaya göre tüm ülkenin koruyuculuğu, ordularının zaferleri, vatandaşların ihtiyaçları ve diğer halkı mutlu edebilecek her şeyin kontrolü “Big Brother“ olarak bilinen tek bir kaynağa yönlendirilmiş. Böylece tüm halk Big Brother’a büyük bir sempati ve hayralık duyar hale gelmiş. Bu ülkede “Big Brother varken tanrıya gerek yok. Çünkü o hepimizi görebilir ve koruyabilir deniyor.“

İyi giden herşey Big Brother’ın bir lütfu. Peki ya kötü gidenler ?

Burada bir de “Goldstein“ olarak bilinen bir “Evil Big Brother“ dan bahsediliyor. Kendisi, rejimi yıkmaya yönelik faaliyet gösteren gizli bir terör örgütü lideri olarak tanımlanıyor. Halkı üzecek ve zor duruma sokacak her türlü başarısızlığın ve felaketin kaynağı olarak ise Goldstein’ ın terörist faaliyetleri gösteriliyor. Nasıl tüm sevgi  Big Brother’ a yönlendirilmişse tüm öfke  de Goldstein’ a yönlendiriliyor.

Hükümet başarılarını sık sık propoganda unsuru olarak bu stadyum ekranlarından halka izletiyor. Her olumlu gelişme halk tarafından sevinç çığlıklarıyla karşılanıp ülkenin resmi selamlama işareti ile Big Brother anılıyor. 

Betimlenen selam duruşu bile bir tutsaklığı işaret ediyor aslında. Tam olarak ellerinizi bağlamışlar, ipini de at sırtındaki biri tutuyormuş gibi bir izlenim bırakıyor. Tek başına bu işaret bile, size bu dünya hakkında çok şey anlatıyor.

Bu övünç töreninin ardından sıra olumsuz gelişmelere geliyor. Halk, olumsuz gelişmeleri dinlerken öfkeden kuduruyor, Goldstein’ ı küfür ve hakaret yağmuruna tutuyor, ağlıyor. Hatta bir kız, ayakkabısını çıkarıp devasa ekrana fırlatıyor.

Ana karakterimiz olan Winston Smith,

propoganda gösterisinin ardından dağılan kalabalıkla beraber evine dönüyor. Taş parkenin altına gizlediği günlüğüne  o kızdan bahsediyor. Zira başka kimseye bahsedemez. Bu ülkede düşünmek bir suçtur. Anayasa’nın Düşünce Suçu maddesine aykırıdır. Eğer bu suçu işlerseniz Düşünce Polisi tarafından tutuklanıp Sevgi Bakanlığında rehabilite altına alınırsınız.

Ancak Big Brother çok merhametlidir. Sizin bu tarz suçlardan korunmanızı için daima yanınızdadır ve size yol gösterir. Her evde hatta her odada BigBrother’ ın sizi gözlemleyebileceği bir kamera ve sizle konuşabileceği bir ekran bulunur.

Ancak Winston , nasıl olduysa evinde Big Brother TV ‘nin görüş alanı dışında bir kör nokta yaratmış. İşten arta kalan zamanının da çoğunu burada günlüğüne yazıp çizerek geçirir olmuş.

Winston, yaşam yeri konusunda da bir hayli şanssız.

Çünkü ülkesinin savaşta olduğu Eurasia‘ya en yakın Oceania toprağı olan Londra’da yaşıyor. Bu yüzden Winston’ un günlüğüne en çok bahsettiği başlıklardan biri de savaş.

Winston’ un ülkesi olan Oceania; Eurasia ve Eastasia ile savaşta. Orwell’in yarattığı bu hayali dünya üç süper güçlü devleten oluşuyor. Orta yaşlı ve hayattan bıkkın olan Winston, canından olmamak için sürekli teyakkuzda yaşamak zorunda. Çünkü yaşadığı bölgeye Eurasia hava kuvvetleri tarafından sık sık bomba yağdırılıyor.

Bir Gün

Winston yine iş yerine gidiyor. Herkesin aynı renk giyindiği, aynı saç kesimine sahip olduğu, aynı toplu taşıtları kullandığı harabe haldeki Londra sokaklarından geçiyor.

İş yerine vardığında, evinde olduğu gibi iş yerindeki masasının üstünde de Big Brother TV ‘nin karşısına geçiyor ve çalışmaya başlıyor. Yorucu çalışmanın ardından ofisteki tüm Big Brother TV lerden yemek saatinin geldiğine dair anons yapılıyor. Tüm çalışanlar tek sıra halide yemekhaneye iniyor.

Winston yemeğini yerken o gün gördüğü kızı yemekhanenin bir köşesinde görüyor. Tereddüt etse de uzun uzun bakıyor ona. Sonra da baktığı anlaşılmasın diye yemekhanedeki bir kaç hemcinsini daha gözleriyle süzüyor. Çünkü bir kadın ve bir erkeğin birlikteliğine izin verilmiyor. Sadece aralarında duygusal çekim olmadığına kurul tarafından onay verilen insanların (nüfusun devamı için) birlikte olmasına veya evlenmesine izin veriliyor. Yine evlilik veya birliktelik hoş karşılanmıyor. Çünkü insanların hükümet ve Big Brother dışında uğruna savaşabilecekleri bir şeylere sahip olmaları, Big Brother’ ı devrim korkusuyla uyutmuyor.

Ancak olaylar gelişiyor, Winston ve O kız , Julia, tanışıyorlar ve sık sık buluşmaya başlıyorlar.Buluşmalarının birinde, Big Brother TV’ nin olmadığı bir evde özgürlük üzerine konuştukları bir anda Winston

“Biz çoktan ölüydük, gelecek bize ait değil“ diyor.

Tam o esnada duvardaki tablo yıkılıyor ve gizlenmiş olan Big Brother TV, ürkütücü bir ses ile açığa çıkıyor “Artık Ölüsünüz”

Bir anda evin içine Düşünce Polislerinden oluşan özel bir birlik dalıyor. Winston ve Julia’ yı tutuklayıp ayrı ayrı sevgi evlerine götürüyorlar.

2+2 = 5

Winston, Oceania’ nın ıssız  bölgelerinden birindeki sevgi evine götürülüyor. İşkence masasına yatırılıyor ve sorgulama başlıyor.

Eğitmen kendisine (Eliyle 4 yaparak) soruyor : Bu kaç ?

Winston : 4

Winston, her 4 yanıtını verdiğinde gerilerek ya da elektrik akımına maruz bırakılarak işkence görüyor.En sonunda”benden kaç dememi istiyorsunuz” diyor ancak işkenceler şiddeti arttırılarak devam ediyor.

Bir gün 5 dediğinde eğitmen ona aferin diyor ve o gün işkence yapmıyor. Ertesi gün tekrar sorduğunda ve yine 5 yanıtını aldığında işkence yeniden başlıyor.

Winston;”Ama dün 5 idi” dediğinde daha da fazla işkenceye maruz kalıyor. Ancak bu defa da 3 yanıtını verdiğinde işkence bitiyor.

Burada Winston’un zihni, olgular arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramamak üzerine eğitiliyor. Günler boyunca Winston,”bu kaç” sorusuna tek doğru cevap olarak kabul ettikleri “BİLMİYORUM” yanıtını verene kadar işkenceye maruz kalmaya devam ediyor. İstedikleri yanıtı aldıklarında sıra ikinci aşamaya geliyor.

Parti ne derse gerçek odur. Parti yarın 2+2 = 5 ilan ederse bu geçerlidir. İnsanlar yalnızca kendine emredileni yapmak zorundadır.

İkinci aşama ise bir sirk hayvanı gibi terbiye ettikleri zihinden geriye kalan tek şeyi, duyguları çıkarmak. Sevgi ve özgürlük duygularını.

Winston, her gün ağır işkencelere maruz kalıyor. İşkenceciler her “söyle” dediğinde “ne söyleyeyim ki” diyerek ağlıyor.

Bir kaç ay sonra ise acıya dayanamayan ve günden güne çürüyen Winston: “Lütfen artık bana yapmayın. Julia’ya yapın. Gerçek hain o. Goldstein’ cı olan o. Ben masumum” diyerek ağlıyor.

Bu da ikinci aşamaydı. Sırada duygulardan da arındırılmış boş ve robotik bir zihni yeniden programlamak var. Bu kapsamda üçüncü aşama da hızlıca tamamlanıyor ve Winston’a geçmişi unutturuluyor ve kendisine gerçek dışı hayali bir geçmiş öğretiliyor.

Bu geçmişe göre Winston, Goldstein’ ın yakın adamlarından biri. Onun ajanlarını ülkeye sokuyor. Goldstein’ ın faaliyetleri adına çalıştığı bakanlıktan bilgi sızdırıyor, bakanlığın gelirlerini şahsi hesabına zimmetliyor ve rejimi yıkmaya çalışırken esir düşüp sevgi evinde tedavi görüyor.

Son aşama olarak, Winston’ dan kendine öğretilmiş (ve ciddi ciddi kendisine inandırılmış) bu geçmişi Big Brother TV’ye çıkarak tüm halka anlatması isteniyor. Ardından da Winston canlı yayında, tüm ülkenin gözü önünde Big Brother tarafından affediliyor.

Bu şekilde hem halk Big Brother’ ın merhametine hayran kalmış oluyor hem de Winston, (inandığı geçmişine göre) kendini bu bataktan kurtarıp affeden Big Brother’ a düşünmeden iman ediyor.

Ve bu kadar. Winston artık sahalara geri dönebilir. Tıpkı eski günlerdeki gibi

Kitabın Sonunda Anlıyoruz ki
  • Big Brother, vatandaşlarının kusursuz itaatkâr olmasını sağlamak için kendi şehirlerini bombalatıyordu. Böylece paranoya ve kaosun ortasında kalan halk, sığınacağı tek güç olan hükümete sığınıyordu. Halk, kafasını kaldırıp düşünme özgürlüğünü irdelemeyi bırakın, düşünme fırsatını bile bulamıyordu.
  • Barış bakanlığı: Vatandaşları kaos denizinin ortasında  Big Brother’ı sığınacak yılan olarak göstermek için kendi vatandaşlarını bombalayan gizli servis. Gerçekten savaş olduğu zamanlarda ise işgal gücü. Kitapta çok defa savaş esirlerine halkın gözü önünde ettiği işkencelerle adı geçmiştir.
  • Hakikat Bakanlığı: Winston’un gazete-dergi basım denetimcisi olarak çalıştığı bakanlık. Basın yoluyla halkın gözünü boyayıp beynini yıkıyor. Gerçeği çarpıtıyor ve gereksiz magazin/gündem yaratarak halkı oyalıyor.
  • Sevgi bakanlığı: Bildiğiniz üzere baş kaldırma potansiyeli olan proletarya sınıfını işkence ve beyin yıkama ile istedikleri çizgiye getiren zulüm ve dikte kurumu. Tek suçu sevmek olan Winston’u, Julia’ dan nefret edene kadar işkenceye maruz bırakarak beynini yıkayacaklar, geçmişini unutturacaklar ve en sonunda da Big Brother TV de ülkenin tüm ekranlarında işlemediği suçları işlemiş gibi itiraf ettirecekler ama Big Brother’ ın merhametiyle affedilmiş göstereceklerdi.
  • Ama aslında Big Brother diye bir şey yoktu. Goldstein diye bir şey de yoktu. İkisi de halka sunulabilecek kutuplaştırılmış açık hedeflerden ibaretti. Oceania, zengin ve elit bir tabaka tarafından gizlice yönetiliyordu.

 

Tüm bu düzenin bir kandırmaca olması, medyanın zihin kontrol gücü ve soğuk gerçekliğin halka izletilen beyin uyuşturucu propoganda filmleri ile örtpas edilmesi bize günümüz dünyasını anlamlandırmada ışık tutuyor.

SAVAŞ BARIŞTIR. ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR. CEHALET GÜÇTÜR


Bence;

Her ne kadar 1984′ ün komünizm ya da sosyalizm eleştirisi olduğu düşünülse de diktatörlük ile yönetilen tüm ülkeler, bir noktada rahatsız edici bir biçimde 1984’ü andırıyor. Ben, 1984′ ün tamamen Nazi Almanyasına  gönderme olarak yazıldığını düşünüyorum.

Bunlar da 1984’te bulduğum bazı Nazi Almanyası göndermeleri:

1-El İşaretleri ve bunun toplum üzerindeki etkisi

Hiç şüphesiz, binlerce insanın senkronize biçimde aynı el işaretlerini yapması ve selamlaşması, aynı şeyleri bağırması insanları sürü psikolojisine itiyor. Bu da doğru yolda olduklarından emin olmalarını sağlıyor. Bireysel düşünceler ve sorgulamalar minimuma iniyor, yerini coşkuya bırakıyor. Bu derece itaatkâr ve sürü haline getirilmiş bir toplumun lideri, belki de dünyadaki en büyük gücü elinde barındırıyordur.

2- Betimlemelerdeki renk ve çizgisel hat benzerlikleri

Gayet net bir biçimde görülebiliyor ki, Big Brother’ın partisi yani INGSOC ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP), sanki aynı zihnin ürünü. Renk seçimi ve çizim hatları bire bir benzer diyebilirim.

Sıkı durun. Almanyanın bölünmesinden sonra komünist rejimle yönetilen doğu almanyanın iktidar partisinin bayrağı

 

 

 

 

INGSOC’un gerçek versiyonunda Big Brother’ın kim olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım.

3- Propoganda Stadyumları

Bir açıklama yazmama gerek bile yok.

4- Her Fırsatı Propogandaya Dönüştürmek

Ülkede kişi başına düşen haftalık çikolata gramajının 20 gramdan 25 grama çıkmasının bile Big Brother için propoganda fırsatı haline gelmesinden bahsediyoruz. Ömründe hiç deniz görmemiş işçilere yılda 20 gün tatil yaptıran NSDAP, bu fırsatı sizce kaçırır mı ?

Bahsettiğim şey Adolf Hitler tarafından Kuzey Almanya’da yaptırılan “Prora” oteli. Barış Özcan’ ın yukarıya bıraktığım konu ile ilgili belgeselini izlemenizi tavsiye ederim.

5-Düşünce polisleri ve SS subayları

SS subayları, NSDAP’ ın parti üyelerinden oluşan silahlı inzibat birliği. Tüm şehirde devriye gezerek Adolf Hitler ve NSDAP aleyhine konuşanları tutuklayarak zorla hizmet kamplarına götürmek. Orada beynini yıkamak. İşe yaramazsa da öldürmek.

1984 dünyasında da tıpkı SS Subayları gibi Düşünce Polisinin çok basit bir işlevi var. O da Big Brother’ ın aleyhine konuşan, düşünen hatta bu düşünce içinde bulunduğu şüphesi duyulan kişileri tutuklayarak sevgi evinde ıslah etmek. Orada beynini yıkamak. İşe yaramazsa da öldürmek.

Buraya kadar okuduysanız, yukarıda bilerek es geçtiğim bir detayı da belki merak edersiniz.

Winston ve Julia’ ya ne oldu ?

Kitabın sonunda, Winston ve Julia birbirine tahmin edemeyeceğiniz kadar ayrı düşüyor.

Winston ve Julia, Bir satranç klübünde karşılıklı satranç oynuyorlar. Julia panikle ayağa kalkıp Winston’a : “Toplantım olduğunu unuttum. Acilen gitmem lazım. Sonra tekrar oynarız kardeşim” diyor.

Winston da gülümseyip : “Sorun değil kardeşim. Görüşürüz” diyor.

Beyinleri yıkanmış. Birbirlerini hatırlamıyorlar. Tanımıyorlar.

Özgürlük ve sağlık, sahip olduğunuz en değerli varlığınızdır.Dünyalara değişemezsiniz. Ona sahip çıkmazsanız, bir gün kaybedersiniz.

Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm; fakat hürriyet uğrunda aşkımı da feda ederim.

Victor Hugo

 

 

Daha Fazla Kişiye Ulaşması İçin Bu İçeriği Paylaşabilirsiniz :

2 Comments

  1. This book is really want to attack Communism system.The colonists never talk about their economics and politics , so you will not understand and imagine that.Every administration
    must have a dictotor , sometimes this could be a man front of media , sometimes could be a hidden huge company.Maybe you are writing this text with Mac? or Iphone ?.How many people is hungry in world at the moment?

    1. I like your comment. From my perspective, the system wants people to obey itself. By saying “the system” I mean any order that desire to fit people to their rule shape. I disagree with them. I dont want obey any kind of company rules or government laws those restrict my freedom. Everyone deserves to live, eat and sleep. If you will not obey them you cant live eat and sleep. In last 200 years companies are buying people’s lifes and giving them 1% of what they gain from the person they employed. I strongly recommend people those thinking like I am, work hard sleep less gain more but not in the any company at your own business. If you are workin in company gain experience, leave there and sell what you learn. After 45’s dont work eat what you earn with your partner. Its your life and there is no more lifes in your pocket. Dont kill your self by selling your life to the big brothers.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir